-->

Çeviri

25 Ocak 2018 Perşembe

VAHAP DABAKAN: Cephe gerisinde el ele birlik çok önemli!

PİRİNCİN TAŞLARI
                                                                                          
     
                                                                     
       İçimizdeki PKK ve YPG’liler doğru durmuyor. Ödediğimiz vergilerden maaş alanlar, ekmeğimizi yiyenler. Topraklarımızda oturup her hainliği düşünenler, sosyal medyada paylaştıkları yıllanmış eski resimlerle Kürt kardeşlerimizi galeyana getirmeye çalışıyorlar. Aklı başında olan Kürt kardeşlerimiz, Güney Doğu’da bu filmi daha önce çok izledi. Hendek, çukur savaşlarıyla, Kürtlerin evlerini başlarına yıkan bu hainleri çok gördü. Kimse bu soysuzların yalanlarına kanıp sokağa çıkmayacak. Sosyal medyadaki bu yalanlara da kanmayacaktır...
       ABD’nin beş bin tır dolusu silah verdiği ve düzenli ordu haline getirmek için eğitim verdiği PKK ve YPG teröristlerine zorunlu olarak müdahale etmek için Suriye sınırlarına Afrin’e “Zeytin Dalı” ismini verdiği Askeri Harekâtı başlattı. Askeri hareketlerde savaşan cephe olduğu kadar,  geride kalan cephenin büyük bir önemi vardır.
Türk Milleti, topyekûn silahlı kuvvetlerinin ve ülkeyi yönetenlerin yanında olması zorundadır. Türk Vatandaşı olmak bunu emrediyor. Devleti, Hükümeti Yönetenlerin ve Askerlerimizin yanlarında olmamız gerekiyor. Milli birlik ve beraberlik içinde olmadığımız takdirde, ordumuzun silahlı mücadelesi hedefe varamaz…
       Birlik ve beraberlik içerisinde olmamız gerektiğini 15 Temmuz FETÖ kalkışmasında gördük. Dil, din, ırk, mezhep, siyasi görüş ayrılığına düşmeden meydanlara, sokaklara, çıkmasaydık, ülkemize göz diken soysuzlar ülkemize çökeceklerdi. 15 Temmuz’u başaramayanlar, ABD, Suriye’de bir terör örgütü ile mücadele etmek için gelen ABD, yeni terör örgütü kurmaya başladı. 5 bin Tır dolusu silah vererek terör örgütünü kurdu. Kime karşı? Türkiye’ye karşı terör örgütü. Türkiye bu terör örgütünü yuvasında boğmaz mı?
       Ancak bu cephe gerisindeki birliğin sadece savaş zamanlarında ve yüzeysel olarak sağlanması yeterli değildir. İnsanlarımız savaşta olduğu kadar barış ve huzur zamanında da, milli birlik ve beraberliği korumalıdır. Ne yazık ki, insanlarımız arasında milli birliğimizi bozan suni ayrılıklar var. Bu ayrılıklar son yıllarda siyasetçilerin girişimiyle derinleştirilmiştir. Son olarak yaptığım Belçika, Paris ve Almanya seyahatlerimde bir kez daha gördüm. Nerede bir Türk topluluğu yaşıyor ise istisnasız görmek mümkündür. Yani sadece Belçika, Paris ve Almanya için geçerli bir husus değildir…
       İnsanlarımız maalesef; Sünni, Alevi, Türk, Kürt, Arap, Çerkez, Gürcü, Arnavut, Boşnak, Karadenizli, Doğulu, Balkanlı, Menzilci, Süleymancı, Atatürkçü, Sosyalist, Komünist vs. gibi bir ayrışma içine girmişler. Buna yurt dışında yaşayan Türklere, seçimlerde oy kullanma hakkı verilmesi ile particilik odaklı bölünmede eklenmiştir. Bu insanlar adeta birbirleri ile selamı sabahı kesmişler, birbirlerinin gelip gittiği yerlere uğramaz olmuşlar hatta camilerini ve diğer ibadet yerlerini de ayırmışlar…
       Gurbette ortak idealler neredeyse yok bulmuş. Bu hayra alamet değildir. Müşterekleri olan Türk insanının bu ayrışmaya uğratılması, Türk toplumuna nerede olursa olsunlar büyük zarar veriyor. Bu suni ayrışmalar devam ettiği müddetçe bugün Afrin operasyonuyla gördüğümüz milli birlik, beraberliği çocuklarımızın, torunlarımızın görmesi ancak bir hayal olur. Onun için devletimizi ve siyaseti yönetenlerin bu konuda acilen tedbir almaları ve toplumun birlikte kaynaşması için gerekeni yapmaları lazımdır. Eğer bunun aksini yaparlarsa da bu ayrışmadan kendi lehlerine bir sonuç çıkarmaya çalışanlar olursa da, bunları teşhir etmekten kaçınmamak gerekir…
       “Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri”nin Afrin Operasyonu devam ederken, biz Türk Milletinin askerimize hep birlikte “Gazanız Mübarek Olsun” dediğini biliyoruz ama içimizde hainlerinde olduğunu biliyoruz. Başta Türkiye olmak üzere nerede bir Türk topluluğu yaşıyorsa, savaşta, barışta ve huzurda birlik içerisinde olmalıyız. Devletimizin ve Askerimizin yanında olmalıyız…    VAHAP DABAKAN-KHA.

24 Ocak 2018 Çarşamba

Akademisyenler de mecburi şark hizmeti yapacak

Akademisyenler de mecburi şark hizmeti yapacak

YÖK'ün 'seçkin' üniversitelerde doktora yapanların, tıpkı tıp doktorları gibi mecburi hizmet yapmasını öngören bir çalışma başlattı. Bu akademisyenler için, 2 yıl Türkiye'nin çeşitli yerlerinde zorunlu görev yapması bekleniyor.

YÜKSEK Öğretim Kurulu'nun (YÖK) Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın talimatıyla yardımcı doçentlik unvanının kaldırılmasına yönelik çalışmasının ardından yeni bir projeye hazırlandığı belirtildi. YÖK'ün 'seçkin' üniversitelerde doktora görenlerin, hekimler gibi mecburi hizmet yapmasını öngören bir çalışma başlattığı bildirildi. Bu akademisyenler için, 2 yıl Türkiye'nin çeşitli yerlerinde zorunlu görev yapması bekleniyor. Düzenlemenin kanun hükmünde kararname (KHK) ile çıkabileceği gelen bilgiler arasında.
DOKTORASINI TAMAMLAYAN ANADOLU'YA GİDECEK:  Sabah'ın haberine göre, büyükşehirlerdeki üniversitelerde görev yapan akademisyenlerin tıpkı doktorlar gibi 'mecburi doğu hizmeti' yapacağı belirtildi. ODTÜ, Boğaziçi, İTÜ ve Marmara gibi üniversitelerde doktorasını tamamlayan akademisyenlerin yüzde 80'i en az 2 yıla kadar Anadolu üniversitelerinde görev yapacak.
VAKIF ÜNİVERSİTELERİ HARİÇ: Görev sürelerini tamamlayan akademisyenler doktorasını aldıkları üniversiteye geri dönebilecek. Yeni düzenleme vakıf üniversitelerinde görevli personeli kapsamıyor. Bugün itibariyle devlet üniversitelerinde görevli akademisyen sayısı ise yaklaşık 130 bin...
GİTMEMEK İÇİN ÜSTÜN BAŞARI ŞART: YÖK'ün yaptığı çalışmaya göre mecburi hizmet, ilgili üniversitedeki doktor unvanlı akademisyenlerin yüzde 80'ini kapsayacak. Doktorasını verdiği üniversitede kalacak akademisyenler için ise bilimsel araştırma ve keşif şartı aranacak. Özellikle ODTÜ ve Boğaziçi gibi üniversitelerde öğretim üyesi olarak kalmaya devam etmek için üstün başarı koşulu getirilecek. YÖK, bu koşulla üniversitelerdeki rekabet ortamının artacağını iddia ediyor.

23 Ocak 2018 Salı

2017 iklim raporu

NASA ve Avrupa merkezli Copernicus İklim Değişikliği Servisi’nin raporlarına göre şimdiye kadarki en sıcak ikinci yıl olarak gösterilen 2017’de Türkiye’nin bazı kentlerindeki hava sıcaklığı değişimi açıklandı.

2017 iklim raporu
AccuWeather hava durumu sitesinin 3800 kent ile ilgili yaptığı analize göre İstanbul’da sıcaklık ortalama 16.2 derece oldu. Bu İstanbul’un ortalama sıcaklığının 2.4 derece üstünde. Ankara’da sıcaklıklar 10.9 dereceyle normal seviyesinin 0.6 derece altına düştü.
İZMİR ARTTI, ADANA DÜŞTÜ
İzmir’de sıcaklıkların derecesi 17.4’ü buldu, yani normalin 0.4 derece üstüne çıktı. Bursa’da da hava sıcaklığı 15.6’lık dereceyle normalden 1.3 seviyesinde yükseldi. Adana’da 19.6 olarak ölçülen 2017’nin ortalama derecesi normalin 0.2 altındaydı. Diyarbakır’da hava sıcaklığı 0.4 derece artarak 2017’de ortalama 16 derece oldu. 

22 Ocak 2018 Pazartesi

Dolar kuru 3.80'in altına geriledi

Dolar kuru, Türkiye'nin Afrin'e gerçekleştirmiş olduğu operasyona ve ABD hükümetinin kapanmasına ilk tepki olarak yükseldi. Dolar fiyatları, uluslararası piyasalarda 3.85 seviyesinin üzerine kadar yükseldikten sonra gerilerken, sonrasında 3.80 seviyesinin altını gördü. Euro kuru ise 4.7262 seviyesini görerek tarihi rekor kırdıktan sonra 4.64 seviyesinde dengelendi.

Dolar kuru 3.80in altına geriledi
Türkiye'nin Afrin'e gerçekleştirmiş olduğu askeri operasyona ve ABD federal hükümetinin 20 Ocak'ta resmen kapanmasına dolar/TL'nin ilk tepkisi sınırlı yükseliş oldu. Cuma günü Türkiye piyasalarının kapanış saatinde 3.80 seviyesinde hareket eden dolar/TL, Asya piyasalarının açılmasıyla oluşan ilk fiyatlarda 3.8288 seviyesinde hareket etti. Dolar/TL ilerleyen saatlerde uluslararası piyasalarda en yüksek 3.8509 seviyesini görerek son 1 ayın zirvesine ulaştıktan sonra geriledi ve 3.80 seviyesinin altına geriledi. Dolar saat 17.16 itibarıyla 3.7924 TL seviyesinde hareket ederken, gün içinde en düşük 3.7894 seviyesini gördü.
Uzmanlar, Türkiye'nin Afrin'e gerçekleştirmiş olduğu operasyonun piyasalar tarafından büyük ölçüde fiyatlandığı için sert bir tepki beklemiyordu.
EURO TARİHİ REKOR KIRDI
Euro/TL uluslararası piyasalarının açılmasıyla oluşan ilk fiyatlarda 4.70 seviyesinde hareket etti. Sonrasında yükselişini sürdürerek 4.7262 seviyesini görerek tüm zamanların rekorunu kırdı. Euro/TL şu dakikalarda 4.6493 seviyesinde bulunuyor. Euro/dolar paritesi ise 1.2222 seviyelerinde...

Ökte şunları ekledi: "Dolara karşı Türk lirasında Cuma öğlen 3.7749 seviyesinde başlayan satıcılı seyrin, 50 günlük ağırlıklı ortalama (3.8391) altında kalmasını beklerim. Bugün Türk Lirası’nın güçlenme sürecinin devam edip etmeyeceğini anlamak için ara destek 3.8022 seviyesini yakından takip etmek gerekiyor"
3.8022 SEVİYESİ YAKINDAN TAKİP EDİLMELİ

TEB Yatırım stratejist Işık Ökte, ‘’Gelişen ülke kurları dolara karşı değer kazanmaya devam ederken, Türk lirası bu ralliye artan jeo-politik riskler ve Hazine’nin Şubat ayındaki yüklü borçlanma takvimiyle katılamadı. Gelişen ülke kurlar endeksi dolara karşı 15 Eylül’den beri en yüksek seviyesine satın alınırken, Güney Afrika rand’ı (ZAR) bugün dolara karşı yüzde 1.2 değer kazanıyor. Türk Lirası’da bu sabah dolara karşı yüzde 0.8 gibi önemli bir değer kaybı yaşıyordu, 3.83 üzeri geçen işlemler vardı. Ancak rand alımlarının gelişen ülke kurlar endeksine sonra da liraya yansıdığını gördük, bu rahatlamayla BorsaIstanbul’da alıcılı seyir devam ediyor. Kısacası zayıf dolar ve rand sayesinde, Suriye sınırımızdaki operasyonun piyasa etkisinin çok sınırlı kaldığını görmekteyiz" şeklinde değerlendirdi.
TEPKİLER SONRASI DÜZELTME GELEBİLİR
İntegral Yatırım Araştırma Uzmanı Eda Karadağ, "Yeni haftaya yine jeopolitik riskleri konuşarak başlıyoruz. Geçtiğimiz hafta Afrin ile ilgili gelişmeler iç piyasayı rahatsız etmiş ve sert değer kayıplarını izlemiştik. Afrin operasyonu dün başladı ve hala devam ediyor" dedi.
Başlaması nedeniyle yarın iç piyasada BIST 100 endeksinde zayıf bir açılış beklemenin mümkün olacağını söyleyen Karadağ, "TL varlıklar üzerindeki baskı da devam edebilir. Ancak burada önemli olan Türkiye'nin ABD ile olan ilişkilerinin ne yönde şekilleneceği. Bu süreçte eğer Türkiye'nin dış ülkelerle olan iletişiminde bir olumsuzluk olmaz ise bu durum piyasaları rahatlatabilir. Aynı zamanda bu gelişmenin Türkiye ekonomisi üzerinde nasıl bir etki yaratacağı da merak konusu. Bu konu hakkında da Başbakan Binali Yıldırım, Türkiye ekonomisinin böyle operasyonlardan kolay kolay etkilenmeyeceğini vurgulaması da fiyatlamalar üzerinde etkili olabilir . Hükümet kanadından gelen açıklamalar piyasaları önümüzdeki süreçte rahatlatabilir ve az önce de belirttiğim gibi Türkiye'nin kuracağı temaslarda asıl yakından takip edilecek bir diğer gelişme olacaktır. Yeni haftaya Afrin ile başlayacağız ama sert tepkilerin ardından gün içerisinde düzeltme hareketleri gelebilir. Geçtiğimiz haftadan beri piyasalar bu operasyona kendisini alıştırdığı için çok sürpriz bir fiyatlama oluşmayacaktır" şeklinde ekledi.
İntegral Yatırım Araştırma Uzmanı Karadağ değerlendirmelerine şöyle devam etti:
"Dış piyasada ABD Dolarının zayıf seyrinin de bizim açımızdan bir fırsat olduğunu söyleyebilirim. ABD Senatosu ve ABD Temsilciler Meclisi arasında yaşanan bütçe anlaşmazlığı şimdilik ABD hükümetinin kepenkleri indirmesine neden oldu. Bu durum ABD'nin alışkın olduğu bir vaka olabilir çünkü en son eski ABD Başkanı Barack Obama zamanında 2013 yılında da hükümet kısa süreli kapanmıştı . Bu durumun bir maliyeti olacaktır ancak şu koşul şimdilik Doların değer kaybetmesine neden olurken, yükselmesini bir süre daha zorlaştıracaktır.
Dolar endeksinin güçlenmekte zorlanması, gelişmekte olan ülke piyasalarını olumlu etkileyebilir. Bizde bir nebze de olsa TL varlıkların bu durumdan pozitif besleneceğini söyleyebiliriz.
Sonuç olarak, Türkiye 'ye yönelik risk algısında ciddi bozulmalar görülmezse BIST 100 endeksi ve TL varlıkların değer kayıpları sınırlı kalabilir. Dış piyasada Doların da zayıf seyri Dolar/TL kurunun 3.80 üzerindeki direnç noktalarında çok fazla kalamamasına neden olabileceği gibi hafta içerisinde Türkiye' den operasyonla ilgili yapıcı açıklamaların gelmesi iç piyasanın rahatlamasını daha da destekleyebilir."
ABD HÜKÜMETİ RESMEN KAPANDI
ABD federal hükümeti, Cumhuriyetçiler ve Demokratlar bütçe konusunda anlaşamadıkları için Donald Trump’ın başkanlığının birinci yıl dönümünde resmi olarak kapandı. Birçok federal kurumun hizmetlerini, 20 Ocak 2018 itibariyle geçici olarak askıya almasına yol açan bütçe krizi, milyonlarca kamu çalışanının ücret almadan çalışmasına ya da zorunlu izne çıkarılmasına neden olacak.

Rifat Sait:Türkiye’nin müdafaadan taarruz stratejisine geçişi







Futbolda da en iyi savunma saldırıdır, bu böyle bilinir. Futboldaki forvet oyuncusu İngilizce forward kelimesinden gelen ileri oyuncusudur ve atak (Attack) oyun mantalitesi ile futbol oynayan ve savunma sistemlerini rakip takımın savunma sahasında kuran takımların şampiyon olduğu görülür. Ayrıca seyirci de bu takımları daha çok sever ve takip eder. Akıncılar yani Osmanlı Akıncı birliklerinin görevi sınırda potansiyel düşmanlık yapabilecek ülkeleri belirli dönemlerde yoklamak, onları daha palazlanmadan üstlerine gidip yormak veya fethedilecek ülkeleri cihat öncesi zayıflatmak idi. Osmanlıyı güçlü yapan da bu mantaliteydi. Ancak böyle bir mantalite için sağlam forvet oyuncularına veya akıncı birliklerine sahip olmanız şarttır. Eğer yoksa savunma yapmak zorunda kalırsınız. Bu da mevcut durumuna paralel olarak o günkü zaman dilimi şartları içinde doğru bir strateji olabilir. Bu takdirde şampiyon olamazsınız ama küme düşmekten kurtulabilirsiniz.
Duruma göre savunma zaruridir
Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Gazi Mustafa Kemal müthiş bir askeri dehaydı. İkinci Dünya savaşı, Balkan savaşları, Kurtuluş savaşı ile yorulan ve zayıflayan Türkiye’nin o günkü mevcut durumuna göre uygun olan "Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır, o satıh bütün vatandır” şeklindeki stratejisini oluşturmuştu. Yine çok önemli bir askeri deha olan ve hiçbir savaşı kaybetmemiş Hz. Halit Bin Velit  (RA) mute destanında 100 Bin kişilik Rum ordusuna 10 Bin kişilik ordusuyla saldırı değil savunma yaparak zafer kazanmıştır. Elli yıl önceki şartlarda doğru olan  "Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır, o satıh bütün vatandır” stratejisi bugünkü Türkiye için “Hattı müdafaa yoktur Sathı taarruz vardırşeklinde değişmektedir. Bu düşüncemizi lütfen kimse Atatürk’e karşı ideolojik bir tepki gibi görmesin. Zira hani derler ya bugün Atatürk yaşamış olsaydı böyle bir stratejiye geçerdi. Zira ülkemizin bekası için bu şarttır. Atatürk’ün Hatay’ı alma düşüncesi de bugünkü durumu geçmişte görebilmesindendir.
Güvenlikte bekleyerek savunma dönemi bitmiştir
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, geçen yıl külliyede muhtarlara yaptığı bir konuşmada şöyle demişti: “Güvenlikte bekleyerek savunma dönemi bitmiştir. Bu yanlış güvenlik anlayışını terk ediyoruz. Bundan sonra sorunların kapımızı çalmasını beklemeyeceğiz. Artık sorunların üzerine biz gideceğiz. En güçlü çıkış, savunma, askeriyede de bunu öğretirler, taarruzdur.” Nitekim önce Fırat kalkanı şimdi de Afrin’e Zeytin dalı müdahalesi ile yerinde ve zamanında doğru askeri müdahaleler yaparak Türkiye’nin bekası için taarruza geçilmiştir. Türkiye, Recep Tayyip Erdoğan komutasında ve liderliğinde hem kürsüde, hem masada hem de sahada (Cephe’de ) Savunma stratejisinin yerine Taarruz politikasına geçmiştir. Üstelik bunu yaparken Don kişot vari bir şekilde hamasi bir strateji ile değil, tam bir gerçekçi politikayla bizzat dünya jandarmalığına soyunmuş ABD’ye karşı bölgenin önemli unsurları olan Rusya, İran ve Orta Doğu ülkelerini de yanına alarak ve üstelik BM’de uluslararası hukuka uygun bir biçimde teröristlere ve onlara yataklık eden ABD’ye karşı atağa geçmiştir. Allah yardımcısı olsun.

Askeri stratejide ileri üsler kurulması
Bugün dünya liderliğine soyunan ABD, Rusya, İngiltere ve Çin gibi ülkeler uzaya kendi askeri uydularını gönderiyorlar. Savunma sanayisinde kendi silahını üretiyorlar. Özellikle ABD, ülkesinden okyanusu aşarak binlerce kilometre ötede uçak gemileriyle bir nevi akıncı birliği oluşturarak savunmasını saldırı şekliyle kuruyor. Türkiye’nin henüz uçak gemisi yok ama uzaya Göktürk uydusunu göndermiş, kendi saldırı helikopteri Atak’ı ve insansız hava unsurları İHA’ları üretmiş, Rusya ile S-400 füze anlaşmasını yapmış bir ülke. Daha önce hiç olmadığı yerlerde Büyükelçilikler açarak Büyükelçilik sayısı bakımından bu konuda İngiltere’yi yakından takip edebilen ve dış politikada da etkin olabilen Türkiye, daha kısa bir süre önce İsrail’in Başkentini Kudüs’e taşıması hususunda destek veren ABD’ye BM’de önemli bir diplomatik yenilgi tattırmıştır. İstanbul merkezli bir düşünce kuruluşu olan Ekonomi ve Dış Politika Araştırma Merkezi'nde (EDAM) savunma analisti Dr. Can Kasapoğlu’nun yaptığı açıklamada bizi destekleyen şu analisti yapıyor:  
“2017 yılında Türkiye’nin savunma planlaması ve askeri-stratejik duruşu alanında yaşanan en önemli atılım ileri üsler oldu. Özellikle Katar’da daha önce kurulan askeri üssün yeni sevkiyatlar ile tahkim edilmesi; Fırat Kalkanı Harekâtı sonrasında Suriye’deki yerel dost unsurlar ile ileri harekât üsleri oluşturulması, Somali’de askeri eğitim tesisinin faaliyete geçirilmesi gibi gelişmeler Ankara’nın sınırları ötesindeki askeri varlığını Doğu Akdeniz’den Afrika’nın boynuzuna ve Basra Körfezi’ne kadar taşımakta. Belirtilen tabloya, hâlihazırda sürdürülen TCG Anadolu Çok Maksatlı Amfibi Hücum Gemisi projesinin bir hafif uçak gemisi olarak kullanılması planını eklemekte de fayda var.
Türkiye’nin ileri üs stratejisini doğru anlamak için, hem literatürde askeri üslerin yerini, hem de Ankara’nın jeopolitik önceliklerini analiz etmek gerekiyor. Konuya ilişkin çalışmalar, ileri üslerin bölgesel kriz alanlarına kısa sürede müdahale edebilme yeteneği için vazgeçilmez olduğunu ortaya koyuyor. Ayrıca, kriz alanında bir askeri altyapının hâlihazırda var olması -söz gelimi, kullanılabilecek pistler, mühimmat depolama bölgeleri, komuta & kontrol sistemleri bulunması- gerektiğinde daha büyük kuvvetlerin kaydırılması için çeşitli imkânlar sunmakta. Söz konusu üslerin ikinci kritik fonksiyonu, ev sahibi ülkeye somut güvenlik ve savunma garantileri sağlanırken, sınırların ötesinde aktif ve etkin bir caydırıcılık kapasitesi oluşturmaları. Bu çerçevede, Basra Körfezi’ndeki ABD üslerinin etkilerinin ya da Suriye’de Rus askeri varlığının operasyonel ve stratejik düzeyde katkılarının altını çizmek gerekiyor. İleri üsler için üçüncü temel fonksiyon da ev sahibi ülke ile güvenlik ve savunma alanında işbirliği geliştirilmesinin önünü fazlasıyla açması. 
2017 yılında Türk savunma modernizasyonunun en önemli analitik referanslarından biri de, Fırat Kalkanı Harekatı’ndan öğrenilen dersler olmuştur. Fırat Kalkanı Harekâtı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin sınır ötesinde hibrid harp tehdidiyle mücadele tecrübesi kazanması bakımından büyük önem arz ediyor. Türk savunma modernizasyonunun öğrenilen dersleri hayata geçirme kapasitesi açısından umut verici. Yine de 2018 yılı ve sonrasında daha gidilecek çok yol var. Her şeyden önce, Suriye’deki sınır ötesi deneyimi gösterdi ki, Türk tank modernizasyonunun odak noktasında aktif koruma sistemleri başta olmak üzere yükselen hibrid tehditlere mukabele hedefi olmalı.”
Püskürtmek değil tamamen yok etmek
Sonuç olarak Türkiye artık hem masada hem cephede savunmadan taarruza yönelik bir strateji değişikliğine geçmiştir. Bu strateji hem ülkemiz hem de bölgedeki dost ve Müslüman kardeş ülkeler için oldukça önemlidir. Böylesine önemli bir yükün altındaki lider Recep Tayyip Erdoğan’ın iç politikada desteklenmesi gerekir. Bu arada bugün menfaatimiz gereği dost olan Rusya ve İran’ın Osmanlı döneminde bizlere çok sıkıntılar çektirdikleri unutulmamalıdır. Ayıdan post düşmandan dost olmaz. Uyanık ve güçlü olmak zorundayız. İçerde de Birlik ve beraberliğimizi muhafaza etmeliyiz. Suriye’ye çıkarma yapan Türk askerinin ve dost ÖSO (Özgür Suriye Ordu) birliklerinin Allah yar ve yardımcısı olsun. Kıbrıs Barış harekâtında tüm Kıbrıs’a girebilecekken dış müdahaleler sonucu Kıbrıs’ın büyük bir bölümünü Rumlara bırakmıştık. Türkiye, sadece Afrin değil, Münbiç’i de girerek teröristleri sadece püskürtmek değil, tamamen yok etmek zorunda olduğunu çok iyi biliyor. Orada kalacak olan kalıntılar daha sonra tekrar başımıza bela olacaktır. Mikropların kökünü kurutana kadar bu zeytin dalı uzamalıdır. Allah Çanakkale kahramanlarının torunlarını muzaffer eylesin inşallah. Onlar ki İslam’ın son kalesi Türkiye’nin şanlı askerledir.
Rifat Sait *KHA
24.Dönem İzmir milletvekili
BASAM (Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanı 
Facebook: www.facebook.com/rifat.sait instagram: rifat.sait

21 Ocak 2018 Pazar

CHP’li kadınlar, yeni başkanı seçmek için sandığa gitti

CHP’li kadınlar, yeni başkanı seçmek için sandığa gitti
CHP İzmir Kadın Kolları üyeleri, yeni başkanını seçmek için sandık başına gitti. Seçimde mevcut başkan Nurşen Balcı, eski başkan Özgün Utku ve Saniye Fıçı yarışıyor. CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Fatma Köse, seçim öncesi 3 adayla yaptığı açıklamada, İstanbul'daki '115 hamile çocuk' skandalıyla ilgili "Önlem alınamıyor, kolluk kuvvetlerine bildirilemiyor. Yargılanması ise önlenmeye çalışılıyor. Yazıklar olsun" dedi.
CHP İzmir Kadın Kolları'nca yeni başkanın seçilmesi için kongre düzenleniyor. Selahattin Akçiçek Kültür Merkezi’nde yapılan kongrede mevcut başkan Nurşen Balcı, Özgün Utku ve Saniye Fıçı, delegelerden oy isteyecek. 326 delegenin oy kullanacağı kongre için adaylar, imza toplamadan adaylıklarını bildirdi. Kongreye CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Fatma Köse, CHP İzmir milletvekilleri Mustafa Balbay, Musa Çam ve Atilla Sertel, Yüksek Disiplin Kurulu üyesi Şehrazat Mercan ile çok sayıda partili katıldı. Mevcut başkan Nurşen Balcı 'Kadın, özgürse toplum özgürdür', Özgün Utku 'Atamızın ve Cumhuriyetin sevdalısıyız', Saniye Fıçı ise 'Kadın gülerse bir nesil güler' sloganıyla delegelerden oy istedi. Kongrede yarışan 3 aday da aynı anda kongrenin yapılacağı salona geldi. Kongre öncesi CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Fatma Köse, 3 adayla birlikte İstanbul’daki '115 hamile çocuk' skandalıyla ilgili basın açıklaması yaptı. Köse, şunları söyledi:
"Türkiye, İstanbul Küçükçekmece’deki Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne 5 aylık süreçte gelen yaşları 18’in altında 3’ü Suriyeli 115 çocuğun hamile olduğunun saptandığını Hürriyet Gazetesi’nin 17 Ocak tarihli haberiyle öğrenmişti. Çocuk yaşta gebelik ve doğum vakalarıyla gündem olan ülkemizi bu hale siz getirdiniz. Hastane yetkililerin bu olayı polise bildirmediği ve İstanbul Valiliği'nin ise soruşturma izni vermediği ortaya çıkınca Aile Bakanı Kaya, sürecin takipçisi olacağını belirtiyor. Sayın Bakan, sizin işiniz, bu tür olayları seyretmek izlemek değil; önlemektir. Bu durumda Aile Bakanlığı, Sağlık, Adalet ve Milli Eğitim Bakanlıkları sorumlu olduğu halde ortaya çıkarılamıyor. Önlem alınamıyor, kolluk kuvvetlerine bildirilemiyor. Yargılanması ise önlenmeye çalışılıyor. Yazıklar olsun. Bu olay, mevcut iktidar anlayışının zihniyetini sergilemektedir. Kadının okutulamadığı, çocuk yaşta evliliğe zorlandığı ortama göz yumulduğu hatta görmezden gelindiği ortadadır. Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu modern Türkiye Cumhuriyeti’nin muasır medeniyet hedefinde böyle bir şey yoktur. Çocuklar okumalıdır. Çocuk yaşta hamile değil, okullu olmalıdır. Kadınlarımız okumalıdır, çalışmalıdır. Ekonomik özgürlüğüne kavuşmalıdır. Bilmelisiniz ki bu konuda kanunlar ve toplumla birlikte ensenizdeyiz. Takibimizdesiniz" dedi.
Kongrede divan başkanlığını CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Fatma Köse yaparken, 3 aday, bilgilendirme sunumuyla CHP’li kadınlardan oy isteyecek.

20 Ocak 2018 Cumartesi

Son dakika... Türkiye ile ABD arasında kritik görüşme

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ile ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı General H.R. McMaster'ın telefon görüşmesinde, bölgede başta PKK, DEAŞ ve El Kaide olmak üzere terörün her türlüsüne karşı yürütülen mücadelenin önemi vurgulandı.

Son dakika... Türkiye ile ABD arasında kritik görüşme
Cumhurbaşkanlığından yapılan yazılı açıklamaya göre, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, McMaster ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi. 
Görüşmede, iki ülke arasında uzun süredir devam eden stratejik ortaklığın ve bölgede başta PKK, DEAŞ ile El Kaide olmak üzere terörün her türlüsüne karşı yürütülen mücadelenin önemine vurgu yapıldı. 
Kalın'ın, terör örgütü PKK'nın Suriye'deki uzantısı YPG/PYD'ye ABD tarafından verilen desteğin sona erdirilmesi gerektiğine dikkati çektiği görüşmede, Suriye'nin güvenilir bir siyasi geçiş yoluyla komşularına tehdit teşkil etmeyecek şekilde istikrara kavuşmasının bölgenin huzur ve güvenliğine katkıda bulunacağı konusunda mutabık kalındı. 
Görüşmede, Kalın ile McMaster, Irak'ın toprak bütünlüğü, refah ve istikrarının da bölge için önemini teyit etti. 
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın ayrıca FETÖ'nün ABD'deki faaliyetleri ve bu terör örgütüne karşı yürütülen mücadeleyle ilgili Türkiye'nin kaygı ve beklentilerini dile getirdi.