-->

Çeviri

16 Mart 2015 Pazartesi

Pompada hileye 2,5 milyon lira ceza

Türkiye genelinde geçen yıl akaryakıt istasyonlarına yapılan denetimler kapsamında yaklaşık 2,5 milyon liralık ceza kesildi

İSTANBUL
KHA muhabirinin Gelir İdaresi Başkanlığı verilerinden derlediği bilgilere göre, 2014 yılında akaryakıtkaçakçılığı ile mücadele kapsamında yoğun denetimler yapıldı. 
Akaryakıt istasyonlarında gerçekleştirilen akaryakıt pompalarına bağlı ödeme kaydedici cihazlara (ÖKC) yönelik aylık ve haftalık denetimlerin sayısı 48 bin 27 oldu. Yetkililer, denetimler sonucunda 17 bin 635 tutanak düzenledi.
İncelemelerde ÖKC'ye bağlı olmayan 49 akaryakıt pompası, 108 pompa tabancası tespit edilirken, bu kapsamda kesilen ceza tutarı ise 2 milyon 541 bin 417 lira oldu. 
107 bin 574 mükellefin kapısı çalındı
Vergi kayıp ve kaçaklarının önüne geçilmesi amacıyla geçen yıl tütün mamulleri ve alkollü içkilerle ilgili de yoğun denetim yapıldı.
Bu sektörde, "bandrollü ürün izleme sistemi" kapsamında vergi dairesi başkanlıkları ve defterdarlıklara bağlı bandrol denetim ekiplerince mobil denetim cihazlarıyla perakendecilerden toptancı ve dağıtıcılara doğru aralıksız, yaygın ve yoğun saha denetimleri gerçekleştirildi.
Buna ek olarak taşra birimleri zincirleme denetim modeline göre çalıştırılarak, perakendecilerden toptancı ve dağıtıcılara doğru denetim yaptırıldı ve böylece daha fazla miktarda sorunlu ürüne el koyma imkanı elde edildi.
Bandrollü ürün izleme sistemi çerçevesinde gerçekleştirilen saha denetimlerinde 107 bin 574 mükellefin kapısı çalındı, mükelleflerden bin 61'i hakkında savcılığa bildirimde bulunuldu.
Mobil denetim cihazıyla yapılan denetim sayısı ise 65 bin 223 oldu. Toplamda 9 milyon 107 bin 633 ürün denetlendi ve 1 milyon 337 bin 844,10 liralık özel usulsüzlük cezası kesildi.
Denetlenen alkol mamullerinden 27 bin 957'si bandrolsüz, 13 bin 952'si taklit bandrollü, 6 bin 416'sı ise niteliğine uygun olmadığı gerekçesiyle savcılığa bildirildi.
Tütün mamullerine yönelik denetimlerde ise 1 milyon 245 bin 48 bandrolsüz, bin 762 taklit bandrollü, 32 tane de niteliğine uygun olmayan ürün savcılığa aktarıldı.

15 Mart 2015 Pazar

Sınav sorularının yüzde 20'si erişime açıldı

ÖSYM Başkanlığınca, YGS'nin sorunsuz tamamlandığı bilgisi paylaşıldı. Sınav sorularının yüzde 20'si, "osym.gov.tr" adresinden erişime açıldı.

ANKARA 
ÖSYM Başkanlığınca, öncesinde ve sırasında her türlü tedbirin alındığı 2015 Yükseköğretime Geçiş Sınavı'nın (YGS) sorunsuz tamamlandığı bildirildi.
Sınav sorularından rastgele seçilen yüzde 20'si, "osym.gov.tr" adresinden erişime açıldı.
ÖSYM Başkanlığının internet sitesinde yer alan duyuruda, 2015 Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sisteminin (ÖSYS) birinci aşaması olan 2015-YGS'nin tüm yurtta 171 sınav merkezinde, toplam 7 bin 31 sınav binasında, 109 bin 393 sınav salonunda bugün saat 10.00’da başlayıp 12.40’da tamamlandığı ifade edildi.
Sınav süresince toplam 314 bin 816 personelin özveri ile görev yaptığı vurgulanan açıklamada, "Ülkemizin geleceği olan 2 milyon 46 bin 716 gencimizin girmiş olduğu bu yarışın hak ve adalet ölçüsü içerisinde gerçekleştirilebilmesi için yaklaşık 6 aydan fazla bir süredir gece gündüz çok titiz bir çalışma yürütülmüştür. Sınav öncesinde ve sınav sırasında her türlü tedbir alınmış ve ilgili çalışmalar planlandığı gibi dakika dakika yürütülerek sınav, sorunsuz biçimde tamamlanmıştır" ifadelerine yer verildi. 
Açıklamada, ÖSYM Yönetim Kurulu kararı doğrultusunda, 2015-YGS sorularının tamamından rastgele seçilen yüzde 20’sinin yayımlandığı duyuruldu. 
Adayların sonuç açıklama sonrasında, sınavda yer alan soruları, kendi soru kitapçıklarındaki sırada olmak üzere ''ais.osym.gov.tr" adresinden erişebilecekleri bildirildi. 
Sınavın tüm adaylar, aileleri ve ülke için hayırlı olması temennisinde bulunuldu. 
Muhabir: Selma Kasap

14 Mart 2015 Cumartesi

'Sadece yetkili arkadaşların açıklamalarına bakın'

Başbakan Davutoğlu, Çözüm Süreciyle ilgili yetkilendirdikleri arkadaşların yaptığı açıklamalar dışında hiçbir açıklamanın kıymetinin bulunmadığını söyledi.

ANKARA
Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Çözüm Süreci kurullarında yetkilendirdikleri arkadaşların yaptığı açıklamalar dışında hiçbir açıklamanın kıymeti harbiyesi bulunmadığını" belirterek, "Bu '16 kişi olacakmış', şu şeyler olacakmış, bunların hepsi spekülasyondan ibarettir, doğru değildir. Sürecin sağlıklı işlemesi için sadece ve sadece ilgili arkadaşların yaptığı açıklamalara bakılmasını istirham ederim, bütün kamuoyu açısından" dedi. 
Davutoğlu, Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi ziyaretinin ardından gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. 
Sağlık çalışanlarına yönelik iki gün önce yaptığı açıklamaların nasıl karşılandığının sorulması üzerine Davutoğlu, ilk sorusunun "Açıkladığımız müjdelerden memnun musunuz?" olduğunu belirtti.
Davutoğlu, hepsinin teşekkür ettiğini dile getirerek, "Sadece nezaket gereği söylememelerini rica ettim. Memnuniyetlerini ifade ettiler. Eminim bütün doktorlarımız, hemşirelerimiz, sağlık çalışanlarımız bu müjdelerden memnun olmuşlardır" ifadelerini kullandı. 
'Gözaltı, caydırıcı bir tedbir'
"Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet konusunda gözaltı süresi kararına ilişkin doktorlarla konuşma imkanı buldunuz mu?" sorusu üzerine Davutoğlu, şöyle devam etti:
"İki gün önce yaptığım toplantıda da vurguladım. Şiddetin her türlüsü büyük suçtur. Ama size ve yakınınıza şifa vermek için çaba sarf eden doktora, hemşireye, hasta bakıcıya uygulanan şiddetin gerçekten affedilir tarafı yok. Bu şiddetin engellenebilmesi için güvenlik tedbirlerini artırdık hastanelerimizde. Genellikle zaten acillerde oluyor bu şiddet. Bu tür şiddet uygulamalarında 24 saat gözaltı imkanı getiriyoruz. Bu da o anda, o fevri şartlarda ortaya çıkabilecek şiddetin yaygınlaşmasını imkansız kılacak caydırıcı bir tedbirdir."
Başbakan Davutoğlu, bu tür şiddet teşebbüslerine ve eğilimlerine karşı hem eğitim anlamında faaliyetler gerçekleştireceklerini hem de emniyet anlamında gerekli tedbirlerin alınacağını vurguladı.
Bu şiddetin daha çok alkol ve uyuşturucu bağımlılarında ortaya çıktığını belirten Davutoğlu, "Acil hizmet sağlayan birimlerimizde özellikle bazı kontroller yapılmak suretiyle mahsurlu kişilerin oraya girmemesi de dahil olmak, tabii hastalar hariç, hastalar için hiçbir şekilde hiçbir sınır yoktur, ama hasta refakatçisi gibi gelenler zaten şiddet uyguluyor. Bu konularda etkin tedbir alacağız" diye konuştu.
Başbakan Ahmet Davutoğlu, iki gün önceki toplantıda, şiddete uğrayan yaklaşık 40 doktor, hemşire ve hasta bakıcıyla görüştüğünü hatırlatarak, hepsinin anlattıklarının gerçekten üzücü olduğunu söyledi.  
Konuya ilişkin etkin tedbirler alacaklarını vurgulayan Başbakan Davutoğlu, gözaltı süresinin de bunlardan birisi olduğunu kaydetti.
'Şiddeti engelleyebilmek için ne gerekiyorsa yapacağız'
"Sağlık çalışanlarının yanı sıra öğretmenler gibi şiddete maruz kalan diğer meslekler için bir şey yapılacak mı?" sorusuna ise Davutoğlu, "Aynı şey geçerli. Hiçbir meslek bu konuda ayrıma tabii değil. Bütün meslekler için aynı şey geçerli. Toplumda şiddeti yok edebilmek, şiddeti engelleyebilmek için ne gerekiyorsa yapacağız" yanıtını verdi.
'İç Güvenlik Paketi'nden vazgeçtiğimiz anlamına kesinlikle gelmez'
Basın mensuplarının, İç Güvenlik Paketi'nin bir kısmının geri çekilmesine ilişkin sorusu üzerine Davutoğlu, şunları söyledi:
"İç Güvenlik Paketi, 4 ana unsurdan oluşuyordu. Bir, şiddet eylemleri esnasında alınacak tedbirler konusunda 16-17 madde. Daha sonra, emniyet teşkilatımızın yeniden yapılandırılması ikinci kısımdı. Üçüncü kısım, jandarma ve sahil koruma birimlerimizle ilgili maddeleri ihtiva ediyordu. Dördüncü ise nüfus ile ilgili düzenlemeler. Orada birçok kolaylaştırmalar, bürokratik sürecin kolaylaştırılması, basitleştirilmesi vardı. İlk 3 kısım bitti. Dördüncü kısım uzunca bir şey olduğu için tekrar komisyonda değerlendirilmesi ve bu yönde de eğer partilerin farklı kanaatleri varsa onların da göz önüne alınarak değerlendirilmesi için komisyona çektik. Bu, Özgürlüklerin Koruması ve İç Güvenlik Paketi'nden vazgeçtiğimiz anlamına kesinlikle gelmez. Bu konuda çalışmalar tamamlanır tamamlanmaz tekrar genel kurula gelecek ve kesinlikle bu dönem içerisinde yasalaşacaktır."
'Sadece ilgili arkadaşların yaptığı açıklamalara bakılmasını istirham ederim'
Başbakan Davutoğlu, Çözüm Sürecine ilişkin soru üzerine, Çözüm Süreci Kurulunu, Çarşamba günü topladıklarını anımsatarak, 1 Ekim sonrası hükümetin kurulmasının ardından kurulun oluşturulduğunu belirtti.  
Kurulun, haziranda Meclis'in kabul ettiği bir yasayla oluşturulmasının uygun görüldüğünü hatırlatan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Her 15 günde bir sürecin nabzını bu kurulda ben ve ilgili arkadaşlar takip ediyoruz. Bu anlamda hiçbir belirsizlik yoktur. Bazen ön almak şeklinde, bu şekilde yapılan açıklamalar sürece fayda vermiyor. Bunu defaatle söyledim, tekrar ifade ediyorum. Çözüm Süreci kurullarında yetkilendirdiğimiz arkadaşların yaptığı açıklamalar dışında hiçbir açıklamanın kıymeti harbiyesi yoktur. Bu '16 kişi olacakmış', şu şeyler olacakmış bunların hepsi spekülasyondan ibarettir, doğru değildir. Sürecin sağlıklı işlemesi için sadece ve sadece ilgili arkadaşların yaptığı açıklamalara bakılmasını istirham ederim, bütün kamuoyu açısından."
Çözüm Süreci'ni sürdürmekte güçlü bir irade sergilediklerine işaret eden Davutoğlu, hiçbir şekilde sürecin doğasına zarar verilmesine izin vermeyeceklerin vurguladı.
Bütün taraflara da sürecin doğası, akışı ve seyri konusunda yanlış anlaşılmalara vesile olacak konularda açıklamalardan uzak durmalarını tavsiye eden Davutoğlu, "Bu şekilde bir karar alınmış değil. Karar alındığı zaman ne şekilde, nasıl olacağına dair ki son kurulda bazı hususları, temel çerçeveleri çizdik, arkadaşlarımızı görevlendirdik. Bu çalışmalar kendi doğası içinde ilerlemektir" diye konuştu.
'Abdullah Gül'ün açıklamaları'
Başbakan Ahmet Davutoğlu, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün siyasete dönmesine ilişkin soruya karşılık da konu gündeme geldiği gün New York'tan değerlendirme yaptığını anımsattı. 
Abdullah Gül'ün, partinin sıradan kurucularından biri değil, öncü kurucularından olduğunu dile getiren Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Bütün kurucular önemlidir ama partinin özellikle kritik bir aşamada oluşumunda da temel ilkelerin oluşumunda da çok özel katkıları olan bir devlet adamıdır. Ayrıca partimizin ilk başbakanıdır. 3 aylık bir süre içerisinde Sayın Cumhurbaşkanımızın yasaklı olduğu dönemde başbakanlık gibi son derece onurlu ve gerçekten o geçişi yaparken de büyük bir olgunlukla bunun yapılmasını sağlamıştır. İlk cumhurbaşkanımızdır AK Parti içinden çıkmış, AK Parti'nin seçtiği. Dolayısıyla, Sayın Gül'ün AK Parti'ye gelişi konusunda herhangi bir ek açıklamaya dahi ihtiyaç yoktur. Sayın Gül, cumhurbaşkanlığı gibi bir zaruret dolayısıyla AK Parti'den istifa etmek durumunda kalmıştır ama her zaman manen de yaptığı katkılarla da AK Parti'nin içinde olmuştur. Şu anda da ne zaman kendileri takdir buyururlarsa her zaman AK Parti'nin kapıları da açıktır. AK Parti'ye şu anda da katkıda bulunmaktadır. Bazen yaptığımız görüşmelerdeki fikirleriyle."
Başbakan Davutoğlu, Gül'ün bundan sonra da her zaman AK Parti'nin ve ülkenin hizmetinde olacağından hiç şüphesi bulunmadığına dikkati çekerek, "Şahsen de benim çok yakın dostum olmak hasebiyle de herhangi bir şekilde kendisinin yanlış anlaşılmasından muzdarip olacağımızı da ifade etmek isterim. Bu anlamda hem dostluğumuz hem de Sayın 11. Cumhurbaşkanımızın, ülkemize ve partimize yaptığı katkılar tarihe kayıt olarak geçtiği gibi bundan sonra da her zaman kendileri ülkemizin, partimizin ihtiyaç hissettiğinde de yanında olacağından eminiz" değerlendirmesinde bulundu.

AA

13 Mart 2015 Cuma

Yazarlardan Kılıçdaroğlu'na suç duyurusu

"Diliniz Kaba Vicdanınız Taş" başlıklı köşe yazısı yazan 16 gazeteci, grup toplantısındaki konuşmasında kendilerine hakaret ettiği gerekçesiyle CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu hakkında suç duyurusunda bulundu.

İSTANBUL
''Diliniz Kaba Vicdanınız Taş'' başlıklı köşe yazısı yazan 16 gazeteci, grup toplantısındaki konuşmasında kendilerine hakaret ettiği gerekçesiyle CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında suç duyurusunda bulundu.
Köşe yazarları Kemal Öztürk, Saadet Oruç, Kenan Alpay, Abdulhamit Güler ve Merve Şebnem Oruç, avukatları ile Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda gelerek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusu dilekçesini verdi.
Avukat Cihat Gökdemir tarafından savcılığa sunulan dilekçede, müvekkiller Ahmet Kekeç, Ardan Zentürk, Yasin Aktay, Cemile Bayraktar, Merve Şebnem Oruç, Murat Çiçek, Esra Elönü, Halime Kökçe, Kemal Öztürk, Mahmut Övür, Ersoy Dede, Abdulkadir Selvi, Abdulhamit Güler, Kenan Alpay, Fuat Uğur ve Saadet Oruç'un gazetelerindeki köşelerinde, ''Diliniz Kaba Vicdanınız Taş'' başlıklı yazı kaleme aldıkları hatırlatıldı. 
Kılıçdaroğlu'nun bu konuya değindiği 10 Mart'taki grup toplantısında, eleştiri sınırını fazlasıyla aşarak yazarlara hakaret ettiği belirtilen dilekçede, hakaretler nedeniyle müvekkillerin onur, şeref ve saygınlıklarının zarar gördüğü aktarıldı.
Dilekçede, köşe yazılarının, toplumsal ve gündemdeki bir konuyu eleştirel bir dille değerlendirmekten öteye geçmeyen ve tamamıyla gazeteciliğin gerektirdiği kriterlere uygun şekilde kaleme alındığı kaydedildi.
Köşe yazılarının, gerek içerikleri açısından gerekse de toplumda yankı bulması amacıyla mağduriyete verilen bir tepki olarak ''aynı başlıkla'' yazılmasının hukuka aykırı yönünün bulunmadığı belirtilen dilekçede, ''Kemal Kılıçdaroğlu, fikir özgürlüğüne tahammülsüzlük göstererek eleştiri sınırını fazlasıyla aşan ifadelerle müvekkilleri 'yalanların temsilcisi' olarak tanımlayarak ağır hakaretlerde bulunmuştur'' denildi.
Dilekçede, söz konusu konuşmanın topluluk önünde yapılması sonrasında sözlerin toplumda dikkati çekecek nitelikte olması nedeniyle yazılı ve görsel medyada yoğun şekilde yer alarak aleniyet unsurunun oluştuğu belirtilerek, Kılıçdaroğlu hakkında gerekli soruşturmanın başlatılarak, kamu davasının açılması talep edildi.  
"Özel bir yerden talimat almadık"
Adliye çıkışında köşe yazarları adına konuşan Yeni Şafak Gazetesi Köşe Yazarı Kemal Öztürk, bir süre önce Kabataş olayının yeniden bahane edilerek, 4 kadın yazar arkadaşının sosyal medyada, kamuoyunda, gazete köşelerinde ve manşetlerinde linç edilmelerini protesto etmek amacıyla bir grup yazar olarak aynı başlıkta makale kaleme aldıklarını anlattı. 
Özel bir organizasyona gitmediklerini, özel bir yerden talimat da almadıklarını vurgulayan Öztürk, kadın gazetecilere yapılan edepten ve adaptan yoksun linci protesto etmek için bu yazıyı yazdıklarını kaydetti.
Öztürk, "Düşünün ki, kadın gazetecilerimizi, çok özür dileyerek söylüyorum, 'pornografik' afişlere, fotomontajla resimlerini koyup, bütün sosyal medyada, gazetede yayan, makale konusu yapan, evlerinin krokisini yayınlayan, arkadaşlarımızın evlerinin adreslerini yayınlayan bir zihniyettir bu. Protesto ettiğimiz şey budur" diye konuştu.
"Gazetecilerin muhatapları gazetecilerdir"
Köşe yazarlarının "tacize uğradığını söyleyen bir kadının fikirlerini köşelerine taşıdığını" anlatan Öztürk, kamuoyunda yapılan bu linci protesto ettikleri yazılarının, başka köşe yazarları tarafından eleştirildiğini, televizyon tartışmalarında konu olduğunu ve bunların hepsini makul karşıladıklarını ifade etti.
Gazeteci Kemal Öztürk, şu görüşleri dile getirdi: 
"Anamuhalefet Partisi Genel Başkanı, grup konuşmasında, bu ortak başlıkla yazı yazan gazetecileri, vicdan, din, namus, ahlak, kitap sorgusuna tutuyor. 'Sizlerde bu var mı' diye hakaret ediyor. Gazetecilerin fikrini ve düşüncesini açıklamayı adeta bastıran, yok eden bir siyasi tartışma içine girmiş olduk. Siyasetçilerin muhatapları siyasetçidir, gazetecilerin muhatapları gazetecidir. Biz gazetecilerle muhatap olmaya alıştık ama bir anamuhalefet partisi liderinin hakaretine maruz kalmayı asla kabul etmeyiz. Bugün eski Türkiye'nin refleksleriyle hareket eden insanların 'Hakaret ettim, yanımda kar kalsın', 'Linç ettim, yanımda kar kalsın', 'Siyasi olarak baskı yaptım, yanımda kar kalsın' dönemi de bitmiştir. Burada temsilci olarak geldiğimiz ama sayıları 100'ü aşkın gazeteci arkadaşımız adına bu linci ve siyasi karalamayı, hakareti de kabul etmediğimizi belirtmek isteriz. Türkiye'de ilk defa anamuhalefet hakkında suç duyurusunda bulunuyor gazeteciler, sanırım ilk defa anamuhalefet partisi muhalefetteyken gazetecilerle mahkemelik de oluyor. Bu da ancak Sayın Kılıçdaroğlu'nun yapabileceği bir şeydi ve bunu da başarmış oldu"
"Fikirlerimizi özgürce yazmaya devam edeceğiz" 
Kemal Öztürk, fikirlerini özgürce köşelerinde yazmaya, televizyonlarda konuşmaya devam edeceklerini ifade ederek, hiçbir şekilde hakaret etmeden, hiç kimseye Kılıçdaroğlu'nun hitap ettiği şekilde hitap etmeden, gazetecilik faaliyetlerini sürdüreceklerini anlattı.
Öztürk, "Burada altını çizmek istediğimiz bir diğer konu da gazetecilere bu denli hakaret eden bir siyasi figür olmasına rağmen basın meslek örgütlerimizin hiçbir şekilde buna ses çıkarmamasıdır. Bundan dolayı da meslektaşlarımıza teessüflerimizi bildiriyoruz. Hiç kimse hakaret ederek yanına kar kalacağını düşünmesin. Biz adalete ve hukuka güveniyoruz. Umuyorum seviyeli ve düzeyli bir tartışmayla seçime gideriz. Bunların bir seçim tartışması olduğunu da görüyoruz ama basın özgürlüğünün seçim malzemesi yapılmasını doğru bulmuyoruz" şeklinde konuştu.

12 Mart 2015 Perşembe

Batı Afrika'daki Ebola salgını

Dünya Sağlık Örgütü, Ebola virüsünden etkilenen Batı Afrika ülkeleri Liberya, Gine ve Sierra Leone'de ölenlerin sayısının 10 bini aştığını bildirdi.

CENEVRE
Dünya Sağlık Örgütü'nden (DSÖ) yapılan açıklamada, Ebola virüsünden etkilenen Batı Afrika ülkeleri Liberya, Gine ve Sierra Leone'de ölenlerin sayısının 10 bini aştığı bildirildi.  
DSÖ'nün açıklamasında, salgının devam ettiği Liberya, Gine ve Sierra Leone'de görülen 24 bin 350 Ebola vakasında, 10 bin 4 kişinin öldüğünün tespit edildiği belirtildi. 
Ebola virüsünden Liberya'da 9 bin 343 vakada 4 bin 162 kişi, Sierra Leone'de 11 bin 677 vakada 3 bin 655 kişi, Gine'de ise 3 bin 330 vakada 2 bin 187 kişinin hayatını kaybettiği ifade edildi. 
Liberya'da son iki haftada yeni vaka tespit edilmediği açıklandı.
Ebola virüsü nedeniyle Batı Afrika'da 491 sağlık çalışanının hayatını kaybettiği duyuruldu.
Batı Afrika dışında Ebola virüsünden Mali'de 8 vakada 6, Nijerya'da 20 vakada 8 ve ABD'de 4 vakada 1 kişi hayatını kaybetmiş, İngiltere, Senegal ve İspanya'da birer vaka saptanmıştı. 
Dünya genelinde Ebola virüsünden ölenlerin sayısı bu ülkeler de eklendiğinde 10 bin 19'a yükselmiş oldu.

11 Mart 2015 Çarşamba

Dalan neden "firari" olduğunu anlattı

Firari olarak yargılandığı Ergenekon davası kapsamında hakkındaki yakalama kararının kaldırılmasının ardından Türkiye'ye dönen Bedrettin Dalan, "kurulan şeytani kumpasın mağduru olmamak için" yurt dışına çıktığını söyledi.

İSTANBUL
Firari olarak yargılandığı Ergenekon davası kapsamında hakkındaki yakalama kararının kaldırılmasının ardından Türkiye'ye dönen Yeditepe Üniversitesi kurucusu Bedrettin Dalan, "kurulan şeytani kumpasın mağduru olmamak için" yurt dışına çıktığını söyledi. 
Dalan, Yeditepe Üniversitesi'nde düzenlediği basın toplantısında, 7 yıl aradan aradan sonra dönmekten duyduğu mutluluğu, "Kanat taktım, uçuyorum" şeklinde nitelendirdi.  
Bir zamanlar ülkesinden bir hafta bile ayrı kaldığında gece yarısı dahi olsa döndüğünü ifade eden Dalan, şöyle devam etti:
"Bu sefer, 7 yıla yakın bir zaman yurt dışında kalmak zorunda kaldım. Birçok yazar, çizer kendine göre 'Ergenekon davasının firari sanığı' dedi bana. Hayatımda hiçbir şeyden firar etmedim, hiçbir tehlikeden dahi kaçıp kurtulmayı denemedim. Ancak bu seferki tehlike değil, bu seferki doğrudan doğruya sayın Cumhurbaşkanımızın da dediği gibi kumpas. Yani hukuku gayelerine alet eden, kendini hukuk adamı zanneden bir takım kişilerin kurduğu şeytani bir kumpastı. Bu kumpasın mağduru olmamak için yurt dışına çıktım. Sizi temin ederim ki yurt dışına çıkarken bana bu kumpası kuran, üst seviyedeki üst aklın dışında ne polisler, ne savcılar, ne de hakimler, kumpasın tetikçileri olan kişiler tutuklanacağımı bilmiyorlardı. Ama ben çok çok evvelden, 20 yıl evvelden bu işlerin bana doğru geleceğini biliyordum. Herhangi bir devlet görevlisinin beni uyarmasıyla değil, içinde yaşadığım son 30 yılın macerasının bana verdiği akılla yurt dışına çıktım. Eğer bir memlekette akıl, vicdan, hukuk varsa bana hiç kimse, ama hiç kimse 'firari sanık' diyemez. Sanık olmamız için doğru düzgün bir iddianame, doğru düzgün çalışan bir hukuk kanalı olması gerekirdi. Maalesef bu kumpas davalarının hiçbirisinde akıl, vicdan ve hukuktan, hiçbir şeyden bahsetmek mümkün değil. Bunları şu anda ben söylüyorum ama devletin resmi savcısı da bundan 15 gün evvel Bakırköy'de söyledi." 
"Herkes kendi kazdığı kuyuya düşer"
Kendini haksız, hukuksuz bir tehlikeden, komplodan korumak için gayret sarf eden insana "firari" demenin hangi akla ve vicdana hizmet ettiğini anlamanın mümkün olmadığını söyleyen Dalan, "Bundan sonra başkaları firari durumda olacak. Olmaya da başladı. Çünkü onlar da bu komplonun belirli kademedeki elemanlarıydılar. 'Herkes kendi kazdığı kuyuya düşer' diye bir atasözü var. Kumpası kuranlar, kendi kazdıkları kuyuya bir bir düşmeye başladılar. Düşmeye de devam edecekler. Çünkü adalet yavaş yürür ama mutlaka yerini bulur. 7 yıl gecikmeyle de olsa adaletin yerine gelmesini görmekten son derece mutluluk duyuyorum" diye konuştu. 
Kumpasın, Türkiye Cumhuriyeti devletine, milletine, adaletine karşı kurulduğunu belirten Dalan, Türk hukukunun, "darbenin ağır ezikliği altında" olduğunu savundu. 
"İddianameyle alay ettiler"
Vatandaşın adalete güveninin azaldığı ülkede yaşamanın hakimler için bile zor olduğunu dile getiren Dalan, şunları kaydetti:
"Yurt dışında bunun utancını çok yaşadım. Kime, hangi hakime, hangi savcıya ve hukukçuya, aleyhimde yazılmış 'iddianame' denilen şeyi Almanca ve İngilizce'ye çevirtip gösterdiysem, hepsi gülüp geçtiler ve alay ettiler. Alay etme, içime kurşun gibi çöktü. Çünkü benim ülkemin adaleti, hakimleri, savcıları böyle olmamalıydı. Sadece ülkemin hasretiyle değil, 7 yıl bu utançla da yaşadım. İddianamenin içinde tek bir satırlık suç unsuru olsaydı dünyanın en büyük hukuk devletleri, Amerika Birleşik Devletleri veya Almanya beni misafir statüsünde oralarda tutmazdı. Benim üzerinde durduğum şey, 'hukuk, adalet, hukuk ve adaletin, aklın hakim olduğu Türkiye'nin mutlaka yeniden yaratılması mecburiyetidir." 
"Sığınmacı değil misafir yaptılar"
Türkiye'deki hukuk sisteminin "bu ağır komplo ve kumpas darbelerine rağmen" düzelmesini isteyen Dalan, 7 yılın çok zor geçtiğini anlattı. 
Bedrettin Dalan, yakın arkadaşlarının selam vermekten, telefon etmekten kaçındıkları dönemde yardımını esirgemeyen ve "büyük dostlarım" dediği Almanya'daki Türklere ve kendisine devlet misafiri statüsü tanıyan Alman devletine şükranlarını sundu.
"Herhangi bir şekilde siyasete girme niyetim yok"
Dalan, basın toplantısının ardından soruları yanıtladı.
Türkiye'de 20-30 yıl öncesinden görebildiğini söylediği süreçle ilgili herhangi bir somut adım atıp atmadığı, devletin gerekli kurumlarına ve organlarıyla paylaşıp paylaşmadığına ilişkin soruya Dalan, "Gerekli olan bütün organlara söyledim. Hiç kimse bana inanmadı. Karım dahi inanmadı" cevabını verdi. 
Türkiye'deki bu süreçle ilgili 1986 yıllarında Güneri Civaoğlu'na Amerikalı bir subayın Suudi Arabistan'da harita gösterdiğini savunan Dalan, "Bu süreç, o süreçtir. O sürecin detaylarını, rahmetli Turgut Özal'a çok yakın olduğum için fazlasıyla öğrendim. Gözüm patladı, yüreğim sıkıldı. Başta karıma açtım. İlgili bütün kişi ve kurumlara anlattım. Hiç birisi inanmadı. 'Türkiye'de böyle şey olmaz' dediler. Türkiye'nin geldiği noktayı görüyorsunuz. Bu bir hikaye değil, bu bir büyük proje, evrensel proje. Onun da mağdurları arasına girdik. Mağduriyetten dolayı pişman değilim. Çünkü, yapmam gerekeni, uyarı görevini yaptım. Benden bu kadar. Gerisi de devletimize, milletimize ait bir hadisedir" diye konuştu. 
Bu konuyu biraz açmasını isteyen basın mensuplarına Dalan, bunun Civaoğlu'na sorulmasını istedi. 
Siyaset yapmak istemediğini vurgulayan Dalan, "Güncel siyasetin tamamen dışındayım. Kesinlikle herhangi bir şekilde siyasete girme niyetim yok. Benden hiç kimse çekinmesin. Bedrettin Dalan, artık görevini yapmıştır. Cezasını da mağduriyetini çekmiştir. Herkes kendi yoluna baksın. Siyasette işim yok" ifadelerini kullandı. 
Dalan, yaşananların bir proje olduğunu savunarak, Tuncay Güney'in de "Bu bir senaryo. Bu senaryoda herkes rolünü oynadı, senaryo bitti" dediğini söyledi. Bedrettin Dalan, "Senaryo bitmiş olmasaydı belki ben de hala burada olamazdım" değerlendirmesini yaptı. 
"Kumpasın detaylarını anlatırım"
"Kumpas" iddialarına ilişkin yürütülen soruşturmada savcılığa şikayette bulunup bulunmayacağına ilişkin soru üzerine de Dalan, "Şu anda avukatım bu konuda şikayette bulundu. Eğer savcılık çağırırsa, çok detaylı olarak anlatabilirim. Bu kumpasın detaylarını anlatırım" dedi.
Bir basın mensubunun "Kırgınlığınız var mı?" sorusu üzerine duygulanan Dalan, "Kırgınlığım olmaz mı? 7 yıl müddettçe ciğerim dağlandı. Her gün uçaklar İstanbul'a doğru gidiyordu. Ağlatma beni şimdi" diye konuştu. 
Dalan, 1995'te "Türkiye'de irtica ve cemaat kuşatması" ile ilgili bir kitap yazdığının hatırlatılması üzerine, kitapta olacakların hepsinin isim verilmeden yazılı olduğunu belirterek, durumu "Türkiye'ye Uzanan Eller" kitabında da anlattığını kaydetti. 
Birinci Dünya Savaşı öncesinde Osmanlı'ya kurulan bütün komplolar ve öğelerinin şu anda da Türkiye'nin başına sarıldığını aktararak, şöyle devam etti:
"Ermeni meselesi, bunlardan bir tanesi. Birinci Dünya Savaşı öncesinde 'din elden gidiyor' komplosu vardı. Bugün yine başımızda var. Kürt meselesi, bugün yine var. Yani Birinci Dünya Savaşı'ndan evvel Osmanlı'yı yıkan bütün enstrümanlar, Türkiye'nin önüne bugün yine kondu. Milletçe, devletçe, hükümetçe çok uyanık olmamız lazım. İçimizdeki kavgaları minimuma indirip bu uluslararası komployla nasıl baş ederiz, takkemizi önümüze alıp düşünmemiz lazım. Gün, kavga günü değildir. Gün, el ele tutuşup bu dıştan gelen, içtenmiş gibi gösterilen komploları yenmemiz lazım."
"Hukuk çetesinin birebir düşmanlığıyla karşılaştım" 
Dalan, soru üzerine de kumpasın bozulmasına yönelik adımları yeterli bulmadığını anlatarak, "Daha tutarlı, hızlı ve güvenli yolları var. Bakın o zaman Türkiye Cumhuriyeti devleti, kumpasa nasıl tabii olurmuş, darbe hükümete karşı, devlete karşı nasıl yapılırmış, çok daha net olarak ortaya konabilir. Milletin kafası şu anda çok karışık. 'Kimisi haklı, kimisi haksız' diyor. Bedrettin Dalan olarak bugüne kadar 100 binin üstünde genç yetiştirdim. Dünyanın her yerinde başarılı çocuklarım var. Bunlardan birini, herhangi bir şekilde, planlı şekilde devletin askeriyesine, polisine, Dışişleri Bakanlığı'na, adliyesine yerleştirip, bunları şematik olarak direkt Dalan'a bağlı hale getirseydim, ben komplonun başı olurdum. Sadece bireyleri yetiştirdim, ülkenin, insanlığın hizmetine attım. Bu konuda beni hiç kimse suçlayamaz. Suçlarsa boşta kalır" ifadelerini kullandı. 
Soru üzerine, Türkiye'ye döndükten sonra devlet erkanından kendisini arayan olmadığını söyleyen Dalan, ancak çok arayan olduğunu, hükümete yakın çevrelerden de arayanların bulunduğunu dile getirdi. 
Dalan, "İstanbul'a dair en çok neyi özlediniz?" sorusu üzerine de "En çok vatanımı özledim. Sevgilisini özleyen insan, saçını, kaşını, gözünü mü özler. Bütün olarak özler" dedi. 
"Cumhurbaşkanı, başbakan olduğu dönemde Ergenekon yargılama süreci için 'bu sürecin savcısıyım' ifadesini kullanmıştı. 7 yıllık süreçte siyasetin müdahalesiyle karşılaştınız mı?" sorusuna da Dalan, "Siyasetin müdahalesiyle hiç karşılaşmadım. Sadece hukuk çetesinin birebir düşmanlığıyla karşılaştım. Cumhurbaşkanımız o günlerde eğer bu durumu görmediyse, görmeyebilir. 25 yıl evvel karıma anlattım, bana kahkahayla güldü. Sayın Cumhurbaşkanımızın da o günlerde bunu görmemesi, son derece doğal. Ama bunu gördükten sonra eğer yoluna devam etseydi kınardım. Madem ki hatadan döndü, şu anda doğru istikamette. Kutluyorum. Allah kuvvet versin diyorum" karşılığını verdi. 
Bu arada, Yeditepe Üniversitesi Üzeyir Garih Salonu'ndaki toplantı başlamadan önce Dalan'ın masasının yanındaki devrilen Türk Bayrağı ve üniversitenin flaması görevlilerce yerden kaldırıldı. 
Dalan hakkındaki yargılama süreci
Bedrettin Dalan hakkında "İrtica ile Mücadele Eylem Planı'' iddialarına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında, 12 Nisan 2010'da yakalama kararı çıkarılmıştı. ''Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek'' suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması istenen Dalan hakkındaki yargılama, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce "İrtica ile Mücadele Eylem Planı" davası kapsamında 28 Haziran 2010'da Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde yapılmıştı. 
Mahkeme, yargılama sürecinde Dalan'ın, yurt dışında "kaçak" konumunda olmasını göz önüne alarak, dosya kapsamına göre yokluğunda tutuklama müzekkeresi çıkarılmasını ve kırmızı bülten ile aranmasını karalaştırmıştı. 
Yargılama sürecinde Dalan'ın avukatları aracılığıyla birkaç kez yaptığı "tutuklanmayacağına dair güvence verilmesi durumunda mahkemede ifade verebileceği" şeklindeki talepleri de mahkemece kabul edilmemişti. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, yargılama sürecinde bu davayı Ergenekon davasıyla birleştirmiş, 5 Ağustos 2013'te verdiği kararda, Dalan'ın dosyasını, diğer firari sanıklarla beraber ayırmıştı. 
CMK 250. maddesi ve Terörle Mücadele Kanunu'nun 10. maddesiyle görevli mahkemelerin kaldırılması üzerine Dalan'ın dosyasına bakan İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi, "beraat etmesi, hakkındaki yakalama emrinin kaldırılması ve Türkiye'ye dönmesi için sosyal güvence verilmesi" taleplerini reddetmişti. 
Dalan'ın avukatının tekrar yaptığı başvuruyu inceleyen İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi, 18 Şubat'ta yakalama kararını kaldırmıştı.
AA

10 Mart 2015 Salı

Engellilerin hayatını kolaylaştıran ürünler tanıtıldı

Engelli, yaşlı ve bakıma muhtaç kişiler için gerekli ürün, teknoloji ve hizmetleri aynı çatı altında toplayan "Engelliler Fuarı" Los Angeles Convention Center'da düzenlendi.

LOS ANGELES
Yüzlerce çeşit engelli aracının ve makine destekli hareket teknolojisinin ziyaretçiler tarafından denendiği fuarda, engellilere özel yat ve otomobillerden liftli tekerlekli sandalye modellerine, yürümeyi kolaylaştırıcı kemerlerden biyonik ürünlere, engelli bisikletleri ve spor aletlerine kadar birçok ürün tanıtıldı.
Her yaştan engellinin katıldığı fuarda, en büyük ilgiyi dış dünyayla bağlantı kurmada hayati önem taşıyan bilgisayarlar ve yeni yazılım ve donanım programlarının tanıtıldığı teknoloji stantları gördü. 
Bedeninin büyük kısmını kullanamayan gençler için kişiye özel çözümler sunan ürünlerin de tanıtıldığı fuarda, engelliler ve engelli yakınlarını eğitici ve bilgilendirici seminerler de düzenlendi.
Hayatı kolaylaştırıcı teknolojiler kadar psikolojik desteğin de öne çıktığı fuarda, engellilere asistan köpekler ve minyatür terapi atlarıyla vakit geçirme şansı sunulurken aktivite alanlarında yapılan dans şovları ve spor müsabakaları ziyaretçilere zevkli dakikalar yaşattı.