-->

Çeviri

16 Ocak 2015 Cuma

Milletimizi birbirine düşürmek isteyenlere fırsat vermeyelim

Adalet Bakanı Bozdağ, "Maalesef Türkiye'de ve başka yerlerde peygamber sevgisi üzerinden, Peygamberimiz üzerinden birtakım kavga yapmak isteyenler var" dedi.
İSTANBUL 
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, "Maalesef Türkiye'de ve başka yerlerde peygamber sevgisi üzerinden, Peygamberimiz üzerinden birtakım kavga yapmak isteyenler var. Bu kavga yapmak isteyenlere de fırsat vermeyelim. Onun üzerinden milletimizi birbirine düşürmek isteyenlere sakın fırsat vermeyelim" dedi.
Bozdağ, Sancaktepe Belediyesi Ensar Vakfı Ortaöğretim Öğrenci Yurdu ile Ensar Vakfı Sancaktepe Şubesi'nin açılış törenine katıldı.
Son günlerde, alemlere rahmet Habibullah olan, bütün insanlar için örnek gösterilmiş, barışı ve insanı yaşatmayı emreden, sulhun her şeyden hayırlı olduğunu ifade eden Rahmet ve İslam Peygamberi Hazreti Muhammed'i karalama konusunda kampanya içerisinde olan kişilerin çıktığını belirten Bozdağ, dinlerin ve o dinlere inananların kutsal kabul ettiği şeylere herkesin saygı duymasının esas olduğunu vurguladı.
Bozdağ, şöyle konuştu:
"İnanırsınız inanmazsınız ama eğer birileri ona inanıyor, ona değer veriyor, onu sayıyor, onu kutsal görüyor, o dinin mensupları da onu kutsal görüyorsa, herkesin ona saygı duyması lazım. Eğer saygı duymazsak, o zaman ne yaparız, onların gönüllerini incitmiş ve kırmış oluruz. Bütün dinler esasında birbirine saygıyı, insanlara sevgiyi emrediyor. Birbirine değer vermeyi emrediyor. Ama maalesef bazı zavallılar bu gerçeği anlamamış durumdalar. Biz dinlerin kutsallarına saygı duyarsak, en büyük saygıyı kendimize yapmış oluruz. Çünkü İslam öyle emrediyor. Bütün kitaplara, bütün peygamberlere, hak olanlarına imanı da emrediyor. Ama maalesef Türkiye'de ve başka yerlerde peygamber sevgisi üzerinden, Peygamberimiz üzerinden birtakım kavga yapmak isteyenler var. Bu kavga yapmak isteyenlere de fırsat vermeyelim. Onun üzerinden milletimizi birbirine düşürmek isteyenlere sakın fırsat vermeyelim. Onları iyi tanın. Peygamberi sevenler şiddete başvurmazlar. Peygamberi sevenler yalan söylemezler. Peygamberi sevenler iftira etmezler. Peygamberi sevenler masum insanları öldürmek için canlı bomba olmazlar."
"Pek çok yerde Müslüman kardeşlerimizi tahrik eden başka kişiler var, provokatörler var" diyen Bozdağ, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Başka başka uluslararası, ulusal kişiler var, yapılar var. Onun için onları da iyi takip edeceğiz. Onların derdi Peygamber Efendimiz değil, onun üzerinden insanlarımızı birbirine düşürmek, İslam dünyası ve Müslümanları birbirine düşürmektir. Bu oyuna, tuzağa hiçbirimizin gelmemesi, izin vermemezi lazımdır. Sevgi peygamberinin, rahmet peygamberinin gösterdiği istikamette biz yolumuza devam edeceğiz. Severek, sayarak, değer vererek, hürmet ederek, yolumuzu yürüyeceğiz. Bunun aksini söyleyenlere 'hadi oradan' deyip, onlara yolu mutlaka göstermemiz lazım."
"Türkiye'de hiç kimse bu milletin inandığı değerlere hakaret edemez"
Bozdağ, ifade hürriyeti diyerek insanların kutsallarının aleyhine yazı yazmayı birilerinin bir kez daha düşünüp, değerlendirmesi gerektiğini söyledi.
İfade hürriyeti denilerek, insanların değer verdiği, inandığı, uğruna her şeylerini feda ettikleri peygamberlere kimsenin hakaret edemeyeceğini belirten Bozdağ, bunun saygısızlığın en büyüğü olduğunu ve buna hiç kimsenin hakkı olmadığını söyledi.
Bozdağ, şöyle devam etti:
"Başka yerde yazılmış, ben bunu köşeme aldım, bunu yazdım' demek de doğru değildir. Birisi saygısızlık yapıyorsa, birisi terbiyesizlik yapıyorsa, sen de onu yapmak zorunda değilsin. Onun için herkes ifade hürriyeti kapsamında görüşlerini elbette özgürce ifade edecek ama hakaret etmeden, sövmeden, saygısızlık etmeden... Eleştiri varsa onu mutlaka yapacaktır. Ama Türkiye'de hiç kimse bu milletin inandığı değerlere hakaret edemez, hakaret etme cüretini, ifade hürriyeti kılıfı altında gösteremez. Göstermemesi de lazımdır. Bu ifade hürriyeti değildir. Onun için buradan bir kez daha ifade ediyorum. Eğer bir insan yazarken, çizerken, konuşurken, küfürlü ve hakaretle konuşuyorsa esasında yazma, çizme, konuşma ehliyetine sahip değildir. Çünkü fikri olsa küfür etmez. Fikri olsa hakaret etmez. Fikri olsa hakaret içeren bir konuşma yazmaz, fikrini söyler."
Mevlana'nın, "Kap içinde ne varsa dışına o sızar" sözünü dile getiren Bozdağ, "Sizin içinizde iyi şeyler varsa dışınıza iyi şeyler sızar. Güzellik varsa güzellik sızar, kötülük varsa kötülük sızar. Kabın içinde tertemiz su varsa onun içerisinden bir kir pas dışarı sızmaz. Onun için herkesin içindeki iyi şeyler dışarı sızmalı, kötü şeylerin hem içine girmesine izin vermemeli hem de dilinden dışarıya yansımasına da izin vermemelidir" dedi. 
"Önce kendini aydınlat sen"
Dilin, insanların aynası olduğunu vurgulayan Bozdağ, dilin, sahibini ayrıntılarına kadar gösterdiğini anlattı.
Bozdağ, şöyle devam etti:
"Onun için dilimizden çıkana çok dikkat edeceğiz. Güzel konuşmak ve güzel ifadelerle derdini, meramını anlatmak fikir sahiplerinin birinci önceliği olmalıdır. Ben şimdi adının önünde 'Prof. Dr' yazan, bir gazetede köşe yazan, yıllarca o yazılarla 'aydın' olduğunu söyleyenlerin yazılarına bazen baktığımda diyorum ki, 'Madem aydınsın bu yazıda söylediğinde hiç aydınlık eseri yok. Karanlık bile bu yazıdan daha iyi'. Ama yazıyor, 'ben aydınım' diye geçiniyor. Önce kendini aydınlat sen. Kendini aydınlat ki başkalarını da aydınlatasın. Dilinden ve kaleminden küfür yağanlar, kendileri karanlıkta olanlardır. Başkalarını karanlıkta bulunmakla itham etmeleri sadece kendi içinde bulunduğu karanlığı aydınlık zannetmeleridir. Onun için bu karanlıktan lütfen çıkın, etrafınıza bakın, aydınlığın ne büyük nimet olduğunu siz de göreceksiniz."  
"Terör eylemini gerçekleştirenleri lanetliyorum"
Bakan Bozdağ, Paris'te meydana gelen olay dolayısıyla bu terör eylemlerini gerçekleştirenleri lanetlediğini bildirdi.
Bu eylemin bütün Müslümanlara, dünyanın huzuruna, barışına zarar verdiğini kaydeden Bozdağ, "İslam'a zarar vermez, Kur'an'a vermez. Onun muhafızı Allah'tır. Ama Müslümanım diyen herkesi incitmiştir" diye konuştu.
Bozdağ, şöyle devam etti:
"Bir insanı yaşatmayı bütün insanlığı yaşatmak kadar mübarek kabul eden bir dinin mensubu olanlar, nerede birisi ölüm diyorsa ona karşı durup, onun bu işi yapmasına herkesin engel olması, onları lanetlemesi lazımdır. Bugün bazı terör örgütlerinin verdiği zararı hiç kimse Müslümanlara vermiyor. Müslüman deyince insanların aklında kötü fotoğrafların oluşmasına maalesef birileri yaptıkları büyük yanlışlıklarla sebep oluyor. O yüzden bunların yaptıkları İslam'ı kirletemez, İslam'a ve Müslümanlara mal edilemez. Ama maalesef bazıları bir suç işleyenin eğer dini Müslümansa hemen 'İslami terörist' diye yapıştırıyor."
Bir Norveçlinin 70 gencecik insanı kurşuna dizdiğini, Türkiye'den de Gizem Doğan'ın o saldırıda hayatını kaybettiğini hatırlatan Bozdağ, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Kimse dedi mi Hristiyan terörist? 70 gencecik fidanı kurşuna dizdi diye Hristiyanlığı terörizmle özdeşleştirdi mi? Almanya'da her gün Türklere ait derneklere, camilere saldırılar yapıyor ırkçılar. Kimse bunu Hristiyanlara mal ediyor mu? Etmiyor. İsrail yönetimi gökten, karadan ölüm yağdırıyor. Çoluk, çocuk kadın hayatı kararıyor, yok oluyor, kimisi sakat kalıyor, başka sıkıntılar oluyor.  Buna karşı kimse sesini yükseltiyor mu? Suriye'de 300 bin kişi Esed'ın zulmüyle hayatını kaybetti, kimyasal kullanıldı. IŞİD şimdi yine orada katliam yapıyor, onu görüyorsunuz. Irak yine öyle, Afganistan öyle. Bu zulümleri yapan terör örgütleri, ülkeler, yönetimler silahları kimden alıyorlar. Lojistik destekleri, organizasyonu kimden alıyorlar. Bu kadar terör örgütü var, eylem yapıyor, silahı olmasa yapabilir mi? Yapamaz. O zaman soruyorum. Kim bu silahları bunlara veriyor? Kim lojistik desteği bunlara sağlıyor. IŞİD'in saflarında bulunanların dünyanın pek çok ülkesinden, dinleri, kültürleri farklı insanlar gelmiş oraya, peki bu organizasyonu kim yapıyor? Avustralya'dan, Amerika'dan Çin'den birbirini tanımaz, bilmez bu insanları bir araya getirip, bir hedef doğrultusunda tanımadıkları insanları öldürmek için kim azmettiriyor?"
Türkiye'nin 30 yıldır terörle mücadele ettiğini dile getiren Bozdağ, Reyhanlı'da pek çok vatandaşın bir canlı bomba saldırısında hayatını kaybettiğini hatırlattı.
Bozdağ, şöyle konuştu:
"Teröre karşı seslerini yükselttiler mi? Ölen Türkler olursa ses yok, ölen Suriyeliler olursa ses yok. Ölen başkası olursa ses yok. Biz diyoruz ki ölen kim olursa olsun, öldüren kim olursa olsun, memleketi, dini, vatanı ne olursa olsun, bir terör varsa onun karşısında bütün ülkeler, yönetimler halklar bir olmalı, birlikte ortak mücadele yapmalıdır. Senin terörün, benim terörüm olmaz. 'Eğer Türkiye'ye zarar veriyorsa iyi teröristtir, başka ülkeye zarar veriyorsa kötü teröristtir' olmaz. Terörün hepsi kötüdür, teröristin hepsi kötüdür. Hepsiyle hep beraber mücadele etmemiz lazım." AA

14 Ocak 2015 Çarşamba

PEGIDA ile IŞİD aynı Orta Çağ mantalitesine sahip

Başbakan Ahmet Davutoğlu, IŞİD ile Almanya’daki İslam ve göçmen karşıtı PEDIGA hareketinin aynı Orta Çağ mantalitesine sahip olduğunu söyledi.
BERLİN
Başbakan Ahmet Davutoğlu,  IŞİD ile Almanya’daki İslam ve göçmen karşıtı "Batı'nın İslamlaşmasına karşı Avrupalılar" (PEDIGA) hareketinin aynı Orta Çağ mantalitesine sahip olduğunu söyledi.
Davutoğlu, Almanya'nın önde gelen  "Frankfurter Allgemeine Zeitung" gazetesine verdiği röportajda Almanya’da ortaya çıkan PEGIDA hareketini değerlendirdi.
Türklerin Almanya'ya göçünün bir başarı hikayesi olduğunu ifade eden Başbakan Davutoğlu, "Entegrasyonu ileriye götürmek istiyorsak bu başarı hikayesine konsantre olmamız lazım. Önce olumsuz yönlerini görüyoruz. Kaç Türk saldırılar düzenledi veya suç işledi? Bu çok marjinal. Yüksek engellere rağmen Alman toplumuna uyum sağlandı. Türkler, yüzyıllardan beri camiler, kiliseler ve sinagogların olduğu çok kültürlü toplumda yan yana yaşadı. Türkler gelmeden önce Almanya'da sadece tek bir Alman geleneği vardı. Önemli olan 'biz' demek ve kapsayıcı konuşmak. Şansölye Angela Merkel'in İslam'ın bu kıtaya ait olduğunu, tüm Almanların başbakanı olduğunu söylemesini takdir ediyorum. Bir kişi 'başkalarının aşırılıklarıyla' mücadele ettiğini söyler, ancak kendi aşırılığını tolere ederse ve 'diğer aşırılığı' din üzerinden tanımlarsa bu çok tehlikeli olur'' dedi.
"PEGIDA Almanya için de tehdit"
Davutoğlu, "PEGIDA'ya yönelik korkularınız ve endişeleriniz nedir" sorusuna, ''Terör grupları, Musul’da kiliseleri yıktıklarında Musul'un sadece Müslümanlar için bir İslam kenti olduğunu iddia ettiler. Ancak bu gerçek değil. Tarih boyunca orada Hristiyanlar yaşadı. Bu, Almanya'nın sadece Hristiyanlara ait olduğu yönündeki PEGIDA'nın mantığıyla aynı. Bu Orta Çağ mantalitesi. PEGIDA'dan dolayı çok endişeliyiz. Çünkü bu insanlar, sadece Hristiyan Alman toplumunu istiyorlar. Bu sadece Türkler ve Müslümanlar için bir tehdit değil, Almanya’nın kendisi için de bir tehdit'' yanıtını verdi.
Almanya'da 1929'daki ekonomik krizden sonra yaşanan başarısızlıklarda suçun başkalarında arandığını belirten Davutoğlu, "Bu DEAŞ ile aynı zihniyet. Modern öncesi isim DEAŞ olabilir, modern isim ise PEGIDA'dır" dedi.
"Türkiye, yıllardır batıdaki İslamofobiyi  konu ediyor. Avrupa'daki korkuları ve endişeleri anlıyor musunuz?" şeklindeki soruya karşılık da Davutoğlu, "Evet biz anlıyoruz. Biz de aynı şekilde Avrupa'da yaşıyoruz. Paris'teki terör saldırısından bir gün önce İstanbul'da bir terör saldırısında bir polis şehit edildi. Avrupalılar olarak da aynı konuyla karşı karşıyayız. Birbirimizi anlamanın tek yolu empati yapmak. Çünkü bazıları Müslüman olmayan Avrupalıların korkularını anlamıyor, diğerleri de Avrupa'daki Müslümanların korkularını" ifadelerini kullandı.
"Aynı dayanışmayı görmek istiyoruz"
Berlin'deki temasları kapsamında ağustos ayında kundaklanan bir camiyi ziyaret ettiğine işaret edenBaşbakan Davutoğlu, "Almanya'da son iki yılda  94 camiye saldırı düzenlendi. Türkiye'de kiliselere bir saldırı yoktur. Her türlü aşırılığa karşı çıkmamız lazım. Teröristler Müslüman olduklarını iddia etse de tüm uluslar ve liderlerle teröre karşı mücadele etmeye hazır olduğumuzu göstermek için Paris'e gittim. Camiye bir saldırı yapıldığında veya Türk kimliğinden dolayı bir kimse saldırıya uğradığında biz de aynı dayanışmayı görmek istiyoruz" değerlemesinde bulundu.
NSU cinayetlerinde görüldüğü gibi artan İslamofobi ve ırkçılık konularında dayanışma gösterilmesi gerektiğini vurgulayan Davutoğlu,  ''İki yıl önce NSU'ya karşı dava başladığında Almanya'ya geldim ve tüm aileleri ziyaret ettim. Polisin, bir kadının eşini öldürdüğü veya oğlunun babasını öldürdüğü yönündeki ilk savları beni çok kaygılandırmıştı. Cinayetlerin aşırı sağcı bir grup tarafından yapılıp yapılmadığı sorulmamıştı. Tüm taraflarda artan endişeler var" şeklinde konuştu.
Davutoğlu, Suriye'deki iç savaşta Türkiye'nin yanlış öncelikleri olduğu iddialarıyla ilgili bir soru üzerine, "Bu doğru değil. Uluslararası toplum 2012'de, DEAŞ ortaya çıkmadan önce Türkiye’yi dinleseydi, yeni bir atmosfer oluşturulabilirdi" dedi.
Ancak uluslararası toplumun sustuğuna dikkati çeken Davutoğlu, şöyle konuştu:
''Şimdi 300 bin kişi rejim tarafından öldürüldü. DEAŞ ortaya çıktıktan sonra uluslararası toplum birden harekete geçmeye çalışıyor. Ancak stratejileri eksik. Evet, Suriye’de DEAŞ ve her türlü terörün varlığıyla mücadele etmemiz lazım. Ancak yeniden hata yapmamalıyız. DEAŞ’ı elimine edersek bölgeyi kim kontrol edecek? Başka bir radikal grup ortaya çıkacak.''
"Bütünlük içinde bir stratejiye ihtiyacımız var"
''Suriye’deki ihtilafın çözümünün Türkiye'de bulunan 1,7 milyon mültecinin geri dönme fırsatı gördüklerinde ve ülkelerine döndüklerinde başarılacağını ifade eden Davutoğlu, ''DEAŞ’ı bugün mağlup edersek Türkiye'de kalacaklar. Çünkü o zaman Suriye rejiminin saldırıya uğrayacaklar. 1,5 milyon Suriye rejiminin vahşetinden dolayı kaçtı''  dedi.
Davutoğlu, ''Bütünlük içinde bir stratejiye ihtiyacımız var. Terörle mücadele vahşi rejime karşı mücadelenin alternatifi değildir. 4 yılda 300 bin insan öldürüldü, 2 milyon kendi ülkesinde mülteci, 6 milyon sığınmacı var. BM ne yaptı? Rejimin vahşetine ve terör gruplarının acımasızlığına karşı birlikte hareket etmek tek çözüm''  değerlendirmesinde bulundu.
"Iraklı Kürtlerin kendi devleti için bir pencere açılıyor. Türkiye için bu bir tehlikeli mi?" sorusu üzerineBaşbakan Davutoğlu, ''Türkiye için değil, ancak bölgedeki istikrar için. Sınırlar değiştirilirse daha çok savaşlar ve ülkeler arasında ihtilaflar olacak. Sınırların muhafaza edilmesi ve yeni bir hava içinde tüm halk ve dini grupların temsil edildiği güçlü ve kapsayıcı hükümetler kurmak daha iyi olur'' yorumunda bulundu.
Davutoğlu, "Suriye'deki ihtilaftan dolayı çözüm süreci tehlikede. Çözüm süreci devam edecek mi?" şeklindeki soruya da Türkiye'de herkesin siyasi hayata katılabildiğini ve farklı düşüncelerini ifade edebildiğini belirterek, demokratik meşruiyet olmadan çözümlerin zor olduğu cevabını verdi.
Davutoğlu, siyasi sürecin başarılı olacağını belirterek, ''Çünkü güçlü bir siyasi iradeye sahibiz ve Türk toplumunun tüm kesimleri bu süreci onaylıyor'' şeklinde konuştu.
"Türkiye otoriter hale mi geliyor?" yönündeki bir soru üzerine Başbakan Davutoğlu, ''Bu yanlış bir algı. Biz son 12 yılda önemli reformlar yaptık. Sadece Kürtler konusunda son 4 yılda üniversitelerde Kürtçe ders veriliyor. İki yıldan beri tüm okullarda  Kürtçe konusunda tüm kısıtlamalar ortadan kalktı. 2011 yılından beri Kürtçe seçim kampanyası yapılıyor. 3 yıldan beri gayri Müslimlerin vakıflara istimlak edilmiş varlıkları geri veriliyor. Cumhuriyet tarihinde ilk kez Süryani-Ortodoks kilisesi İstanbul'da yapılacak. Başörtüsünü takma yönündeki kısıtlamalar kaldırıldı. Otoriter bir Türkiye’ye doğru bir eğilim yok" ifadelerini kullandı.
"Hukuk devletini yeniden tesis edeceğiz"
Türkiye'deki basın özgürlüğüne ilişkin de gerçeklerin yanlış algılandığını anlatan Davutoğlu, Türkiye'de hiçbir gazetecinin gazetecilik faaliyetlerinden dolayı cezaevinde bulunmadığını, bunların banka soygunları ve polislerin öldürülmesiyle ilgili olduğunu kaydetti.
''Türkiye, bir hukuk devleti, herkesin hesap verme zorunluluğu var, bu gazeteciler için de geçerli'' diyen Davutoğlu, birkaç yıl önce Ahmet Şık ve Nedim Şener’in paralel yapının düzeniyle ilgili bir kitaptan dolayı hapse mahkum edildiğini belirtti.
Paralel yapının bürokraside ve hukuk sisteminde organize olduğunu vurgulayan Davutoğlu, paralel yapının yıllarca yasa dışı bir şekilde aralarında önde gelen gazeteciler ve siyasetçilerin bulunduğu yüz binlerce kişinin telefonlarını dinlediğini hatırlattı.
Bazı polis ve savcıların paralel yapıya mensup olduklarını işaret eden Davutoğlu, ''Polisler ve savcılar bu paralel yapıya mensup. Paralel, Opus Dei gibi kendi ağlarını ağlarını oluşturdukları demek. Bu ağlar sayesinde hukuk devleti ve diğer süreçlerden kaçarak kurtuldular ve kendi düzenini kurdular. Birileri hakkında materyal topladılar ve sonra şantaj yaptılar. Bunlara karşı soruşturmayı sürdüreceğiz ve hukuk devletini yeniden tesis edeceğiz. Hükümetimizin basın özgürlüğünü kısıtlama maksadı yok. Basın her türlü yorumu yapabilir ve yanlış haber de yapabilir. Bu konuda hiçbir kısıtlama yok'' ifadelerini kullandı.AA

12 Ocak 2015 Pazartesi

ENGELLİLER İÇİN BULUŞTULAR

  Chp Karabağlar ilçe başkanlığı Engelli ve Sosyal yardımlaşma komisyonu başkanı  ve komisyon üyeleri 

Engelli vatandaşlar için proje çalışması başlatıyor ilk olarak Engelliler Derneğine toplu halde ziyarette bulundular burada sağır ve dilsizler için kurs başlatmak istediklerini belirttiler bir süre istişarede bulundular başkan Birgül Doğan Üyeler Fırat Can,Ali Urkanlı,Sabri Yılmaz,Ayhan Altunkaynak Mehmet Çil Zeki Buzgan a iadei ziyaret etiklerini belirttiler.

11 Ocak 2015 Pazar

Pakistan'da otobüsle tanker çarpıştı: 57 ölü


Pakistan'ın Karaçi kentinden Şikarpur bölgesine giden otobüsle yakıt tankeri çarpıştı, ilk belirlemelere göre kazada 57 kişi hayatını kaybetti.
İSLAMABAD
Karaçi Polis Şefi Şuayib Siddiki, kazada tankerdeki petrolün alev aldığını, otobüsten dışarıya çıkmak için fırsat bulamayan yolcuların yanarak can verdiğini belirtti. 
57 kişinin öldüğü kazaya, karşıdan gelen tanker şoförünün neden olduğunu söyleyen Siddiki, itfaiye ekiplerinin de kaza yerine geç geldiğini, bununla ilgili araştırma yapılacağını ifade etti.
Geçen kasım ayında da Karaçi yakınlarındaki Hayrpur bölgesinde yolcu otobüsüyle kamyon çarpışmış, kazada 56 kişi hayatını kaybetmiş, 20 kişi yaralanmıştı.
Muhabir: Jamaludin Eshmuhammedov AA

9 Ocak 2015 Cuma

İŞKUR 691 bin kişiyi özel sektörde iş sahibi yaptı

Türkiye İş Kurumu, geçen yıl 691 bin 15 kişiyi özel sektörde işe yerleştirdi.
ANKARA
Türkiye İş Kurumu (İŞKUR), geçen yıl 691 bin 15 kişiyi özel sektörde işe yerleştirdi. 
İŞKUR'dan yapılan açıklamaya göre, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, İŞKUR'un 2014 yılında gerçekleştirdiği faaliyetlere ilişkin değerlendirme yaptı.
İŞKUR'un başarılı bir yıl geçirdiğini belirten Çelik, bu başarının istatistiksel verilere de yansıdığını söyledi. Çelik, şunları kaydetti:
"İŞKUR, 2013'te 609 bin 636 kişiyi özel sektörde iş sahibi yaptı. Bu sayının 419 bin 230'unu erkekler, 190 bin 406'sını ise kadınlar oluşturdu. Özel sektörde işe yerleştirme rakamlarında 2013'e göre yüzde 13,4 artış kaydettik. 2014'te 469 bin 517'si erkek, 221 bin 498'i ise kadın olmak üzere toplam 691 bin 15 kişi iş sahibi yapıldı. Geçen yıla göre işe yerleştirdiğimiz kadın sayısında yüzde 16'lık bir artış oldu."aa

6 Ocak 2015 Salı

İhsas-ı reyimizi ortaya koyarak konuşmak doğru değil

Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, 4 eski bakanla ilgili karara dair, "Devam eden süreç hakkında ihsas-ı reyimizi ortaya koyarak konuşmak doğru değil" dedi.
ANKARA
Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, Meclis Soruşturma Komisyonunun dört eski bakanla ilgili verdiği karara ilişkin, "Devam etmekte olan süreç hakkında maalesef bazılarının en başından yaptığı gibi taraflı davranarak, tarafımızı belli ederek, ihsas-ı reyimizi ortaya koyarak konuşmanın doğru olmadığı kanaatindeyiz. Çok kısa bir süre içerisinde ümit ederim, bu parlamento süreci de çok uzamadan, burada bir sonuç ortaya çıkmış olur ve sonuçta hep beraber Türkiye olarak TBMM'nin ortaya koyacağı bu karara da saygı duyarız" dedi.
Kurtulmuş, Yahudi müzisyen Gilad Atzmon'u kabulünde yaptığı konuşmada, dünya çapında tanınan şair, eleştirmen, yazar ve müzisyen Atzmon'u ağırlamaktan memnuniyet duyduğunu söyledi.
Hem müzikleri hem de "Göçebe Kimlik" kitabı üzerinden bütün dünyada entelektüel çevrelerinin Atzmon'u tanıdığını vurgulayan Kurtulmuş, "Özellikle İsrail Devleti'nin Filistinlilere yaptığı baskıları gündeme getiren, siyonizmin uygulamalarının bir insanlık suçu olduğunu her platformda, her vesileyle dile getiren ve hatta 1994 yılında, kendi tabiriyle İsrail vatandaşlığını bırakıp Londra'ya kendisini gönüllü sürgüne yollamış olan birisi. Önümüzdeki günlerde vereceği konser dolayısıyla burada. Biz de kendisini burada ağırlamaktan memnuniyet duyuyoruz" diye konuştu. 
"Kendi vicdani kanaatleri çerçevesinde bir karar verdiler" 
Kurtulmuş, daha sonra gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Meclis Soruşturma Komisyonunun dört eski bakanla ilgili verdiği karara ilişkin soru üzerine Kurtulmuş, devam eden hukuki bir süreçle karşı karşıya bulunduklarını söyledi.
"Meclis Araştırma Komisyonunda her milletvekili arkadaşımız, ister iktidar partisine ister muhalefet partilerine mensup olsunlar, nihayetinde partileri adına değil kendi şahısları adına, kendi vicdani kanaatleri çerçevesinde bir karar verdiler" diyen Kurtulmuş, dün itibarıyla komisyonun bu anlamda ilk kararını açıkladığını, ayın 9'unda da gerekçeli kararını duyurarak Meclis Başkanlığına göndereceğini, sonra TBMM'de bu hukuki sürecin geri kalan adımının atılacağını dile getirdi. 
Kurtulmuş, TBMM'de grup kararı alınamayacağına işaret ederek, şöyle konuştu:
"Partiler burada kendi grup kararlarını milletvekillerine empoze edemezler. Milletvekilleri kendi özgür iradeleriyle parlamentoda da Genel Kurulda da bir kanaat ortaya koyacaklar ve sonuçta hukuki süreç tamamlanmış olacak. Dolayısıyla devam etmekte olan süreç hakkında maalesef bazılarının en başından yaptığı gibi taraflı davranarak, tarafımızı belli ederek, ihsas-ı reyimizi ortaya koyarak konuşmanın doğru olmadığı kanaatindeyiz. Çok kısa bir süre içerisinde ümit ederim, bu parlamento süreci de çok uzamadan, burada bir sonuç ortaya çıkmış olur ve sonuçta hep beraber Türkiye olarak TBMM'nin ortaya koyacağı bu karara da saygı duyarız, sonucu saygıyla karşılarız." 
"Beyan etmiş oldukları fikirler tamamen kendilerini bağlar"
Bir gazetecinin "Bir sivil toplum kuruluşu tarafından yayınlanan bildiride, Anayasa Mahkemesinin tuzak olduğu yönünde eleştiriler yapıldı. Anayasa Mahkemesi güvenilir bir adres değil mi?" sorusunu yanıtlayan Kurtulmuş, Türkiye'nin demokratik kurallarını açık bir şekilde işlettiğini söyledi.
Kurtulmuş, birçok bölge ülkesiyle, büyük türbülansların içindeki ülkelerle kıyasladığında, Türkiye'nin demokrasisi fevkalade ilerlemiş ve olgunlaşmış bir ülke olduğunu vurgulayarak, "Sandık ortadadır, milli irade ortadadır. Dolayısıyla sivil toplum kuruluşlarının bu süreçlerde beyan etmiş oldukları fikirler tamamen kendilerini bağlar" dedi.
Kurum ve kuruluşların tamamının Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bir parçası olduğuna işaret eden  Kurtulmuş, "Nasıl TBMM, Türkiye'de bu anlamda demokrasinin bir parçasıysa yargı sistemi de Anayasa Mahkemesi de bu sistemin bir parçasıdır. Ancak Anayasa Mahkemesi etrafında özellikle son dönemlerde ortaya çıkan bazı eleştiriler oldu. Zaman zaman geçmiş dönemlerde de bu eleştirileri yaşadık" diye konuştu.
Seçim barajı konusunu örnek gösteren Kurtulmuş, "Mesela seçim barajını kaldırmak Anayasa Mahkemesinin işi değildir. Eğer Anayasa Mahkemesi üzerinden siyasetin yapması gereken işlere müdahale edilirse, bu anlamda bunun doğru olmadığı kanaatindeyiz" ifadelerini kullandı. 
Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, aynı şekilde ortada bir Meclis Araştırma Komisyonu bulunduğunu kaydederek, şöyle devam etti:
"Meclis Genel Kurulu'nda konuşulacak, tartışılacak bir konu var. Dolayısıyla Yüce Divana gönderebilirlerdi. Diyelim ki dün karar Yüce Divana gönderme şeklinde çıkmış olsaydı biz bu karara da itiraz etmeyecektik. Karar böyle çıktı. Ama sonuç itibarıyla Mecliste devam eden bir süreç var. Şunu söylemek de son derece yanlıştır, 'Mecliste herhangi bir şekilde bu hukuki süreçte bir karar alınırsa bu yanlış, Anayasa Mahkemesinde alınırsa doğrudur' demek, bu da fevkalade yanlıştır. Tersini söylemek de yanlıştır, yani 'Anayasa Mahkemesinde alınırsa yanlış, Mecliste alınırsa doğrudur.' Devam eden bir hukuki süreç var. Türkiye hukukun belirlediği prensipleri, süreçleri gayet iyi işletmesini başaran bir ülke."
Zaman zaman hukuki konularda siyasi tartışmalar olduğunu dile getiren Kurtulmuş, "Siyaset olarak üzerimize düşen sorumluluğun şu olduğu kanaatindeyim: Hiçbir hukuki süreçle ilgili, evet, siyasetin bir kanaati olabilir ama bu süreçleri baskı altına alacak, bu süreçleri yönlendirmeye çalışacak sözlerin söylenmemesi gerekir. 'Meclisin vereceği karar yanlıştır, Anayasa Mahkemesinin vereceği karar doğrudur' diyerek, kategorik olarak baştan böyle bir prensiple işe bakılmasının doğru olmadığı kanaatindeyim" değerlendirmesinde bulundu. 
"Yüce Divan tuzaktır yorumlarına ne diyorsunuz" sorusu üzerine de Kurtulmuş, Türkiye'nin kısa bir süre önce yolsuzluk iddiaları, kocakulak operasyonları üzerinden, Gezi, 17 ve 25 Aralık, hatta sokak olayları vasıtasıyla bir türbülansın içine sokulmaya çalışıldığını kaydetti.
Kurtulmuş, Türkiye'nin büyük bir badire atlattığının altını çizerek, şu ifadeleri kullandı:
"İkisini birbirinden ayırmak lazım, bir tarafta yolsuzluk iddialarıyla devam eden bir süreç var ama diğer tarafta da Türkiye'nin çok yakın bir geçmişinde gerçekten, hatta 28 Şubat'tan bile son derece iyi planlanmış karanlık bir takım kumpaslar vardı. O kumpaslar başarılı olsaydı bugün Türkiye başka bir noktada olacaktı. İkisini birbiriyle karıştırmamak lazım. Sakin bir şekilde Türkiye bunu da aşacaktır. Bu süreçlerde parlamentonun vereceği karara hepimiz saygı duyacağız. Türkiye bu anlamda gerçekten yolsuzluklarla mücadele iradesini de hep beraber ortaya koyarak yoluna devam edecek."
"Tapeleri imha kararı"
Kurtulmuş, "tapelerin imhası" ile ilgili soruyu yanıtlarken de hem karar alınma şekli hem de karar alınma süreçlerindeki hukuki eksiklikler, hatalar dolayısıyla bunların büyük çoğunluğunun yasa dışı dinlemeler olduğunu belirterek, "Zannediyorum Sayın Komisyon Başkanı bunu kast ediyor. Zaten İstanbul'da savcılığın vermiş olduğu kararın dayanağı da burasıdır" dedi.
Türkiye'de bir çok insanın yasa dışı dinlendiğini ifade eden Kurtulmuş, "Türkiye maalesef bir Makarti dönemini örtülü bir şekilde yaşamış, esas vahim olan nokta burasıdır. Eğer birisini dinleyecekseniz, yasal olarak alırsınız kararınızı, dinlersiniz, bir suç varsa bunu da ortaya koyarsınız. Ama önce insanları yasa dışı dinleyip onun üzerinden bir takım suçlar oluşturmaya kalkmak, Türkiye bunları yaşadı. Şimdi tabii ki Türkiye bunların hepsini hukuk devleti prensibi çerçevesinde yeniden gözden geçirecek ve Türkiye bunları gerçekten temizleyecek, başka çaresi yok" diye konuştu.
"İslamofobiyi siyaset aracı, kaldıracı olarak kullanıyor"
"Son dönemlerde yurt dışında cami ve ibadethanelere yapılan saldırılara" ilişkin olarak da Kurtulmuş, "Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir" sözünü hatırlattı.
Kurtulmuş, bu anlamda PEGIDA ve benzer faşist, aşırı sağcı örgütlerin bu noktaya geleceğinin belli olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:
 "Uzun süredir Avrupa'da yükselen bir aşırı sağ politikanın olduğunu ve bu aşırı sağ politakanın göbeğinde de göçmenlere karşı, özellikle de Müslüman ülkelerden gelen göçmenlere karşı bir tavrın olduğu aşikar. Ayrıca bu ırkçı, politik tavırların dışında yine Avrupa'da ve Batı'da bir karanlık oda, uzunca bir süredir, belki 11 Eylül olaylarından bu yana İslamofobiyi ciddi bir siyaset aracı, kaldıracı olarak kullanıyor. Bu son derece tehlikeli bir oyun. Biz yıllardır İslamofobi üzerinden siyaset yapanları hep uyardık, 'Aman yapmayın, bu sadece Müslüman ülkelerden gelen göçmenlere karşı bir durum değildir, bu aynı zamanda Avrupa'nın ve Batının da kendi içinde sıkıntılar doğuracak bir sorundur.' Maalesef İslam karşıtlığını artıranlar, aşırı sağ siyasetin artmasıyla birlikte bugün Avrupa'nın bu noktaya gelmesine katkıda bulundular."
Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, aşırı sağcı ve göçmen karşıtı fikirlerin bu kadar agresif hale gelmesinin Avrupa'nın geleceği için birinci derecede tehdit olduğunu vurgulayarak, Türkiye olarak Avrupa'daki Türk toplumuna teenniyi, birlikte barış içinde yaşamanın her türlü imkanını ortaya koymalarını tavsiye ettiklerini bildirdi.
Türk toplumunun, Avrupa'nın en uyumlu göçmen kitlesini oluşturduğunu belirten Kurtulmuş, şu ifadeleri kullandı:
"Hep beraber hem Avrupa'daki Türkler hem Avrupa'daki Müslümanlar hem Avrupa'daki yabancılar hem de Avrupa'nın siyaset yapıcılarının, merkez siyasetini yönlendirenlerin, bu faşist, insanlık karşıtı, antihümanist ve Avrupa'nın geleceğinin temellerine dinamit koyan bu son derece sert siyasal akımı yumuşatması ve bunun da Avrupa toplumlarında etkisiz hale getirilmesini sağlaması gerekiyor. Bu anlamda demokrat olan, gerçekten çoğulculuktan yana olan, göçmenlerin hak ve hukukundan yana olan herkesin bir araya gelmesini ve sesini yükseltmesini temenni ediyoruz. Bu tehdidin Avrupalı politikacılar tarafından da görülmeye başlandığını ve gerekli tedbirlerin alınacağını ümit ediyorum" diye konuştu.
"Davos'a da gider Türkiye, başka yerlere de gider"
Kurtulmuş, "Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun Davos'a gitmesi" sorusunu yanıtlarken de Türkiye'nin dünyanın 17. büyük ekonomisi olduğunu söyledi.
Gelecek 10 yıl içinde hem ekonomik hem siyasi anlamda en yüksek gelişme potansiyeline sahip birkaç ülkeden birisi olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, "Dolayısıyla Türkiye her platformda olur, hem platformda kendi tezlerini dile getirir ama hiçbir platformda böyle boynu bükük vaziyette, kendisine dayatılanları kabul eden bir ülke olmaz. Dolayısıyla Davos'a da gider Türkiye, başka yerlere de gider. Bu anlamda son derece normal bir karar olduğunu görmek lazım" değerlendirmesinde bulundu.AA

"Eğit donat" mutabakatı bu ay imzalanıyor

Suriyeli muhaliflere yönelik "eğit donat" programı mutabakat muhtırasının bu ay imzalanmasının beklendiği, program kapsamında 3 yılda 15 bin kişinin eğitilmesinin hedeflendiği bildirildi.
ANKARA
Suriyeli muhaliflere yönelik "eğit donat" programına ilişkin mutabakat muhtırasının ocak ayında imzalanmasının beklendiği ve bu kapsamda 3 yılda toplam 15 bin kişinin eğitilmesinin hedeflendiği belirtildi.
Diplomatik kaynaklardan alınan bilgiye göre, imzalanacak muhtıra kapsamında mart ayında başlaması planlanan programla Türkiye'den yılda bin 500 - 2 bin kişi eğitilecek. Ürdün ve Suudi Arabistan ile yılda 5 bin, 3 yılın sonunda da toplam 15 bin kişinin eğitilmesi hedefleniyor.
Türkiye'ye eğitim için yaklaşık 100 civarında ABD'li subayın gelmesi öngörülüyor. 
Kaynaklar, kasım ayında eğitimin Kırşehir'de yapılacağını ve Suriye muhalefetinin önereceği isimlere ABD ve Türkiye'nin birlikte karar vereceğini ifade etmişti. 
Türkiye, ABD ile görüşmelerde koalisyon güçlerinin IŞİD ile mücadelesinde üslerin kullanımıyla ilgili olarak uçuşa yasak bölge, güvenli bölge gibi bazı taleplerinin göz önüne alınmasını istemişti. AA