-->

Çeviri

RIFAT SAİT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
RIFAT SAİT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Temmuz 2024 Çarşamba

Rıfat Sait'in Acı Kaybı


Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi İcra Heyeti Başkanı ve TBMM 24. Dönem İzmir Milletvekili Rıfat Sait, babasını kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyor. Hacı Sait Sait, 10 Temmuz günü vefat etti. Rıfat Sait, acı haberi sosyal medya hesabından duyurdu.


İnna Lillâhi ve İnnâ İleyhi Raciûn. Babamız Hacı Sait Sait vefat etmiştir. Cenazesi kısmetse yarın (11 Temmuz Perşembe) öğle namazını müteakip İzmir Şirinyer Baha Yörük Camii’nden (Şirinyer Migros - Buca Belediyesi yanı) kaldırılacaktır. Allah rahmet eylesin.

Merhuma Allah’tan rahmet, kederli ailesi ve sevenlerine başsağlığı dileriz.

Prof. Dr. Zakir Kaya, merhumun oğlu Rıfat Sait hakkında şunları söyledi: "Bizde yazılarını bir dönem paylaşan kıymetli dostum Rıfat Sait Bey'in babasını kaybettik. Merhuma Allah'tan rahmet, kederli aile ve sevenlerine başsağlığı dilerim."

Çocukları:

  • Rifat Sait
  • Kadri Sait
  • Selviye Yılmaz
  • Floriye Şengöz
  • Besim Sait
KHM H.İ.KAYA-İZMİR

9 Mart 2020 Pazartesi

BUGÜN NE GÜNÜ ?

BUGÜN NE GÜNÜ ?
Her gün birilerini veya bir şeyleri ön plana alıp onun gününü kutluyoruz. Anneler, Babalar, yaşlılar, hemşireler, çocuklar, postacılar, pastacılar, gazeteciler, sağlıkçılar, hastalar, yetimler, kimsesizler, … Yılın 365 günü birilerinin günü. Herkes internete girip o günle ilgili duygu ve düşüncelerini, selfilerini, şiirlerini-manilerini, copy-past’larını, hatıralarını falan yazıp # işareti ile heşteglerini ekliyor ve o gün için görevini tamamlamış oluyor.
O gün ne günü ise ona göre bir fıtrat, duygu ve politika içine giriyoruz. Oysa tüm günlerin içinde bir şekilde insanın bizatihi kendisinin olduğunu görmek ve iki şeyi unutmamak gerekiyor. Sevgi ve samimiyet. Ne günü olursa olsun onu hatırlayıp sevmek ve bunu yaparken de samimi olmak gerekiyor. Ama sadece o gün değil. O gün hatırlayıp diğer bütün günler devam etmek gerek.
Mesela bugün Dünya Kadınlar günü değil mi? Şimdi, bu yazıyı okuyan binlerce kişi ki siz dahi günün anlam ve önemine göre sosyal medyanızda bir şeyler yazdınız, çizdiniz, resim eklediniz belki de. Peki, ama yazıp çizdiklerinize gerçekten inanıyor musunuz? Kadınlar çok önemli, onlar bizim annelerimiz, kız kardeşlerimiz, eşlerimiz, sevgililerimiz, arkadaşlarımız değil mi? Onlar için bugün çok şeyler yazdık ve söyledik. Peki ya icraat? Mesela şu anda sınır kapılarında evsiz barksız, kimsesiz yaşama tutunmaya çalışan kadınlar yok mu? Suriye’de savaşın içinde kadınlar yok mu? Cezaevlerinde kader kurbanı kadınlar yok mu? Yurdun bir köşesinde kocasından dayak yiyen kadınlar yok mu? Dünyanın bir yerlerinde yiyecek bir lokma yemeği olmayan ve üstelik doyurmak istedikleri çocukları olan kadınlar yok mu? Bugün kadınlar, yarın ise mesela babalar günü olduğunda erkeklerden mağdur olan milyonlarca insan yok mu?

Bugün Kadınlar günü ya, buna benzer her gün birini kutladığımız bu günlerin pek çoğunun çıkıp türediği ana babası yer olan Avrupa’nın sözüm ona insan haklarına saygılı, göstermelikte olsa hukuka inanmış, çağdaş! Ve hümanist! İnsanları, Yunanistan’da veya Avrupa’nın herhangi bir sınırında mülteci kadınları zulme uğrarken kadınlar günü mü kutlayacaklar? Hadi onlar inançsız, zalim, insanlık dışı kişiler. Peki, ya biz? Yani muhtemelen kadınlar günü için sosyal medyada yazılar yazmış kişiler olarak biz bugün o kadınlar için ne yapacağız veya ne yapmayacağız?
Kadın kutsaldır. Çünkü o annedir. Allah yarattığı canlıları insan veya hayvan dişilerini vesile ederek dünyaya getirir. Sınırda, iş yerinizde, komşunuzda, evinizde, dibinizde onlar var. Bugün kadınlar günü yarın başka bir gün. Ama yine ana merkezde bir insan var veya canlı var değil mi? Yaratılanı yaratandan dolayı sevmek var. Canlıya saygı var. Hukukun üstünlüğü var. Bugün ona yarın sana var. Yarın ölüm muhakkak ve sorgu var. Allah’tan korkmalısınız. Hem de çok…
Bugün günlerden ne günü? Takvime bakınca Pazar günü. Tatil günü. Gezmek, piknik yapmak eğlenme günü. Yahu nereden çıkardın be Rifatçım şimdi bunları? Demelerinizi duyar gibi oluyorum. Aman canım boş verin, bana aldırmayın. Sosyal medyada mesajınızı attınız değil mi? Tamam işte görev bitti, keyfinize bakın.

9 Şubat 2020 Pazar

Peki, ama yarın sahaya kim çıkacak? Rifat Sait

Peki, ama yarın sahaya kim çıkacak?
Rifat Sait

24.Dönem İzmir milletvekili
BASAM (Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanı

Bu veya şu parti değil, bir araştırma yapılsın, Türkiye’de genel itibariyle siyasete ve siyasetçiye ilginin azaldığını göreceksiniz. Bunun en büyük nedeni kişilerden kaynaklı bir sonuçtur. Olay gelip dolaşıyor yine liyakate dayanıyor. Bunu ille de iktidar partisi için düşünmeyin. Bu durum muhalefet için de geçerlidir. Zaten Türkiye’de doğru bir muhalefet olsa, iktidarın da aynı oranda doğruluk derecesi yükselir.

Seçime hazırlık

Erken veya normal, önümüzdeki tarihte bir seçim olacak. Hepiniz bölgenizde gözlemliyor veya okuyorsunuzdur. Siyasi partiler teşkilatlarını hareketlendirdiler ve ciddi bir hazırlık dönemi başladı. Bu hazırlıkların muhakkak bir dayanağı var.

Türkiye’nin sorunları

Türkiye’de çok önemli sorunlar vardı. İmam hatiplerin mağduriyeti, başörtüsü zulmü, vesayet, haksızlıklar, kuyruklar ve hastanelerde rehin kalmalar gibi… AK Parti bütün bunları başarılı bir şekilde birer birer çözdü. Bu sorunların varlığı aslında Ak Partiye verilen desteğin kaynağıydı. Sorunlar çözülüp bitince, hele bir de unutulunca eski klasik ve kronik sorunlara dönüverdik. Nedir onlar: işsizlik, ekonomik problemler, ticaretin ve üretimin azalması… vs.

Kıyametin kopmasını isteyenlere karşı Türkiye

Diğer yandan maalesef, Ortadoğu’da, Balkanlar’da, Orta Asya’da, Uzak Doğu’da problemler var. Müslümanlar, Türkler, akrabalar, komşular olumsuz etkileniyor. Dünya Kıyametin kopmasını isteyen ve bekleyen şeytanla işbirliği yapmış ruhsuzların kontrolünde. Bunlara şu an itibari ile dur deyip ayar verebilecek tek bir ülke var o da Türkiye Cumhuriyeti. Ancak Türkiye eğer içerde güçlü olursa dış politikada etkili olabilir. Türkiye,  ekonomisi, siyasi zekâsı ve askeri gücü ile Kudüs’e, Suriye’ye, Irak’a Filistin’e, Doğu Türkistan’a, Balkanlar’a huzur ve barış getirebilir. Tabiki her şey Allah’ın elinde. Yanlış söylemek ve yapmaktan Allah’a sığınırım ama birileri Kıyameti istedikleri kadar erkene almaya çalışsınlar sebep dairesinde, Türkiye bunu stabil hale çevirebilecek, bildiğim tek ülkedir inşallah.


Samimiyetin ve güvenin geri kazanılması

Ben burada hamasi laflarla sizleri etkilemek amacında değilim. Hele hele dışarıda denge olsun diye ne olursa olsun içeride körü körüne destek verilsin de demiyorum. Başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere devlet büyüklerimizin bir an önce siyasete ve hükümetin siyasi mevcudiyetine eskiden var olan güven, ilgi ve sevginin tekrar kazanılması için gerekeni yapmalarını önemle rica ediyorum. Eleştirmek haddime düşmez. Lütfen bana kimse kızmasın. Zaman, kızmak, darılmak ya da siyaset yapmak zamanı değildir. İstiklal şairimiz Mehmet Akif’in hemşerileri Arnavutlar için söylediği şu manalı mısraları üstümüze alınıp bir kere daha okumanızı ve düşünmenizi isterim:
…Veriniz baş başa; zira sonu hüsran-ı mübin, Ne hükûmet kalıyor ortada, billahi ne din!
Medeniyyet size çoktan beridir diş biliyor; Evvela parçalamak, sonra da yutmak diliyor.
Arnavutlar size ibret olacakken hâlâ, Ne bu şûride (bulanık) siyaset, ne bu fasid (bozuk) dava…


İşi ehline verin

Ama böylesine mühim ve son derece önemli bir zamanda, eğer Türkiye’ye böylesine kutsal ve önemli bir görev düşüyorsa, bu iş sadece milletten destek istemekle olmaz, milletin destek vermesi için güvenin ve inancın güçlendirilmesi gerekir. Tabiki vatandaşlar olarak birlik olacağız ve devlete sahip çıkacağız ama önce vatandaşın siyasi kuruma inanması ve güvenmesi gerekir. Ülkede yaşananlardan ders alıp bir an önce muhasebe yapmak zorundayız. Bakın hep yazıyor ve söylüyoruz. Bu iş samimi dava insanları ile olur. Ülke yönetiminde denge insan faktörüdür. İşi ehline vermezsek, liyakat ihmal edilirse, siyasette başarısızlık başlar, sağlıkta şikâyetler artar, hasta yakınları doktorlara saldırır,  ekonomide sıkıntı yaşanır, insanlar kendini yakar, yerelde alt yapı biter, belediyeler çalışmaz, depremler daha yıkıcı olur, üretim düşer işsizlik artar, körlük ve metal yorgunluğu başlar,   seçim kaybedilir ama daha önemlisi Allah’ın önemli bir emri olan “İşi ehline veriniz” e muhalefet olursunuz ki bütün sıkıntı ve belalar ardı sıra gelir.

Cevap bekleyen çok önemli bir soru

İstediğiniz kadar bana kızın. Vallahi billahi de çok önemli bir konuya parmak basıyorum. Hükümette, siyasette, bürokraside, yanlış insanları doğruları ile değiştirmezseniz sonuç iç açıcı olmayacak. Cevap bekleyen çok önemli bir soru var. Yarın veya belki yarından da yakın bir zamanda seçim olduğunda sahaya kim çıkacak? Mutlaka piyasa araştırması yapılıyordur. Halk eski halk, vatandaş eski vatandaş değil. Siyasete küsen, siyasete güveni azalan, beklentisi kalmamış insanlar var bunları kim ikna edecek. Küskünleri ve kızgınları kim ve nasıl kazanacak? Bakın bu çok önemli bir soru ve sorundur. Mutlaka bir an önce çözülmesi gerekir. Beka mı? 2023 mü? Kudüs mü? Suriye mi? Hepsi önce bu sorunun cevabını arıyor. Bu sorunu ancak isterse Reis köklü değişiklikler yaparak çözebilir. Umudumuz ondadır.

------------------------------------------ 




Rifat Sait
AK Parti 24.Dönem İzmir milletvekili
Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi (BASAM) Başkanı
Balkan Günlüğü Gazetesi İmtiyaz sahibi

1 Ocak 2020 Çarşamba

Rifat Sait:2020’nin ilk makalesi



Rifat Sait
24.Dönem İzmir milletvekili
BASAM (Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanı

Bilgisayar ekranında Saat 23.59’u gösteriyor.  Yıl 2019
Sadece 1 Salise sonra koskoca bir yıl bitiyor ve ekranda iki defa Denizli plakası yani 2020 çıkıveriyor.
Fiziksel olarak bu anı yaşamak basit ve çok bilinen bir şey olabilir.  Ancak geçen yılbaşını hatırlayınca biten koskoca bir yıl bize o kadar uzun gelmiyor. Süre öyle hızlı geçiyor ki… Daha şimdiden 2020’yi harcamaya başlamadık mı?

* * *

Asr süresinde yüce Allah (CC), şöyle buyuruyor:
-Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
1- Asr´a yemin olsun ki,
2- insan mutlaka bir ziyandadır.
3- Ancak iman edenler, Salih amel (iyi işler) işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır

* * *

Korkutmak veya karamsarlık için yazmıyorum. Ancak sizde acaba olmuyor mu?  
Zaman öyle hızlı akıyor ki, sanki bereketi yokmuş gibi geçmiş ile gelecek hep bir salise farkında yaşıyoruz. Geçmişte yaşanan onlarca yıl birkaç anı veya birkaç saniyelik hatıralardan ibaret değil mi hafızalarda?
Bazen, 1985 yılı Ramazan ayında Adana’da üniversite öğrencisi iken kaldığımız öğrenci yurdunun duvarına astığımız imsakiye aklıma gelir. Adana’da yaz ayları oldukça sıcaktır. O yılda öyle sıcak bir zamana denk gelmişti.  İmsakiyeyi asarken bu sıcaklarda 30 gün oruçlu nasıl geçer diye içimden düşünmüştüm. Şimdi bakınca aradan 30 gün değil nerdeyse 35 yıl geçmiş.

            * * *
Zaman geçiyor,
Zaman’ın çok değerli bir nimet olduğunu ve her şeyin onunla birlikte  hızlı hızlı tükendiğini ve öldüğünü görüyoruz. Sadece ebedi baki kalan Allah’tır.

        * * *
Klasik bir sorudur, belki size de pek çok kez sorulmuştur: “Yeni yıldan beklentiniz nedir ?”
Hızla bitip tükenen ve kendisi de ölümlü olan bir zamandan insanoğlu ne bekleyebilir ki?
Ama onu yani zamanı da yaratan Allah’tan,  ülkemiz, insanlık ve hatta bütün canlılar ve hatta cansızlar ve gelecekte can bulacaklar için güzel olanı istiyoruz. Allah güzeldir, güzel olanı sever. Güzellikler sizlerle olsun inşallah.
2020 yılında inşallah ülkemizde, milletimizde, ailemizde, dostlarımızda hayır, bereket ve güzellikler olsun.  Yeni miladi yılınızı tebrik ediyorum. 

3 Kasım 2019 Pazar

AK Parti nasıl kaybeder RTE düşmanları nasıl kazanır? Rifat Sait

AK Parti nasıl kaybeder
RTE düşmanları nasıl kazanır?

Rifat Sait
AK Parti 24.Dönem İzmir milletvekili
BASAM (Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanı

Reklamcı ve siyaset kampanyacısı Ateş İlyas Başsoy’un 2011’de yazdığı  “ AKP Neden Kazanır, CHP Neden Kaybeder” isimli kitabını okuma fırsatınız oldu mu? Ateş İlyas Başsoy, 2009 yerel seçimlerinde, AK Parti’nin en az yüzde 60’la kazanması beklenen Antalya’da seçimi CHP’ye kazandıran kampanyanın başında olan kişiydi. Bu kitabı ilk okuduğumda tam tersine AK Parti olarak İzmir’i nasıl kazanabiliriz diye çok düşünmeme vesile ve ilham olmuş, sonrasında bu konuda detaylı bir dosya hazırlayıp o zamanlar Başbakanımız olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a verilmek üzere özel kaleme iletmiştim. O gün yazdıklarım bazı değişikliklerle bugün bile uygulandığında sonuç getirecek önemli hareketleri barındırır. Neyse bugünkü yazımızdaki konumuz bu değil. Bugünkü temamız kurulduğundan beri 18 yıldır sürekli kazanan AK Parti’ye birilerinin nasıl kaybettirdiği ve Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın düşmanlarını sevindirmek için neler yaptıklarıyla ilgili. Yani 2011 yılında yazılan “ AKP Neden Kazanır, CHP Neden Kaybeder” isimli kitabın tersten okunuşunu kimler sağlıyor? Onu konuşmak ve yazmak istiyorum.

CHP asla kazanamaz ama diğerleri ile birleşirse
Kitapta AK Parti nasıl kazanır, CHP nasıl kaybeder diye sorulmuş. Biz ise tam tersine AK Parti nasıl kaybeder diye soruyoruz ama CHP nasıl kazanır diye sormuyoruz. Zira bu ülkede CHP sahip olduğu zihniyetle ebediyen kazanamaz. Kazanabilecek olan ise Recep Tayyip Erdoğan düşmanlarının birleşerek (CHP, İP, HDP, FETO ) %50,01 çizgisini geçmeleri durumudur. Aslında hiç biri tek başına kazanamaz ama ortak düşmanlarının kaybetmesi onların kazancı gibidir. Bu yüzden birleşirler.

Kaybetmenin üç nedeni
Peki, ama maazallah Erdoğan nasıl kaybeder?  Pek hoşuma gitmese de anlatayım. Bu sorunun 3 cevabı var.
1-Eğer bugüne kadar kazanmasına vesile olan doğrulardan ayrılırsa maalesef kaybeder
2-Tarih boyunca diğer eski bütün liderlerin kaybettiği gibi, içerden, hem de en içerden kaybedebilir. Bazen hainler en yakındadır. Dost, arkadaş, akraba, fikirdaş…
3-Allahın kanunudur. Allah’tan başka her şey geçicidir ve mutlaka biter. Endülüs'te, El-hamra'da sarayın kemerlerinde, sütunlarında şöyle yazar: LA GALİBE İLLALLAH! Tek galip gelecek olan Allah’tır.  

Hak, Halk ve AK
Sayın Cumhurbaşkanımızı güçlü kılan ve onu iktidarda tutan Hak ve buna vesile olup destek veren Halkın gücüdür. Bütün bunlar AK Partiyi iktidar yapmıştır. Yani; Hak, Halk ve AK ile durmak yok yola devam dedik. Bunun için birçok şey gerekir ama İşi ehline vermek yani liyakat ve mütevazılık ayrı bir yer tutar. Siz istediğiniz kadar iyi olun, mücadele edin, çalışın, didinin ama yanınızdaki bakan, vekil, başkan, memur, danışman, görevli ya da sizin bir temsilciniz bu göreve sadece sizin akrabanız, arkadaşınız veya fıkırdaşınız olduğu için geldiyse sorun çıkabilir. Onlar sizin yaptığınız bütün güzellikleri bitirir. Görev verilirken liyakat olmalı, sadakat olmalı, samimiyet olmalı, halka dokunulmalı. Bütün bunlar varsa akrabanız da olsa sırıtmaz, hizmet eder, fayda verir.
Bazı atanan kişiler Sayın Cumhurbaşkanımızın yanında farklı vatandaşın karşısında farklı olabiliyorlar. Mesela Sayın Cumhurbaşkanımız AK Partinin sağlıktaki reformlarını anlatırken, bir doktor hastasına bakmıyor ve sallıyorsa, oradaki hastalar doktordan ziyade Tayyip beye düşman olurlar. Adaletten bahsederken bir polis vatandaşa zulmediyorsa veya bir savcı ya da hâkim haksız karar veriyorsa vatandaş onlara da ama daha çok Cumhurbaşkanımıza düşman olur.  
Bizzat yaşamış olduğum üç olayı şahıs ve kurum ismi vermeden anlatacağım. Büyüklerimiz isterlerse isimlerini de veririm.

Sen benim kim olduğumu biliyor musun?
Bir gün vatandaşın biri devlet kurumlarından birinde haksızlığa uğradığını iddia ederek beni aradı. Bunun üzerine ben de ilgili kurumun Genel müdür yardımcısını arayarak bilgi almak istedim. Klasik olarak son dönemde hangi dönem milletvekili olduğumuzu sormaları farz olduğu için o da geri durmadı ve sordu ve eski dönem olduğumuzu öğrenince de rahat bir ifadeyle “bize hesap mı soruyorsunuz” diye çıkıştılar. Ben de rahat bir insanım ya “evet dedim, vatandaş bize hesap soruyor biz de size soruyoruzBöyle bir haksızlık var mı cevap verin.” Karşıdaki Genel müdür yardımcısının cevabı ilginç, daha çok doğduğum yıllar olan 1960’lı yıllarda kullanılan sözcükler: “sen benim kim olduğumu biliyor musun? “  Heyyyt bre Malkoç oğlu musun? Ben de kendisine nazikçe kimsiniz diye soruyorum? Adam bana,  ben falancanın teyzesinin oğluyum, diye cevap veriyor. Ne güzel değil mi?

Uygun görülürse size dönülecek
Geçenlerde iletişimle ilgili önemli bir devlet kurumunun iki numaralı adamını arayıp randevu isteyeceğim. Sekreter, yine aynı soruyu soruyorKaçıncı dönemsiniz? Eski hem de çok eski deyince klasik olarak beklenen  “ çok yoğunuz” cevabı geliyor. Bir hafta sonra tekrar arıyorum. Asistanın verdiği cevap ilginç. “Hatırlıyorum, siz daha öncede aramıştınız. Sayın …….? Uygun görürse size dönecek. “ Hoppala!!! Ama derler ya Allah’ın sopası yok. Tevafuka bakın ki ertesi günü Ankara’da bir toplantıda bir bakıyorum ki aradığım kişi karşımda. Yanına gidiyorum ve olayı anlatıp teessüflerimi bildiriyorum, adamın cevabı ilginç, asistanım yanlış yapmış kendisiyle görüşürüm. Umutlanıyorum,  dönerler diye bekliyorum. Ama günler geçiyor ve hala kimse aramıyor. Randevu falan yok. Bahsettiğim bu  adam iletişim doçenti ve dediğim gibi iletişimle ilgili bir devlet kurumunun iki numaralı adamı.

Selamsız sabahsız bir CEO
Yine geçen hafta önemli yarı kamu olan bir kurumun protokol girişindeyim. Tevafuk olsa gerek o anda kurumun bir numarası içeri giriyor. Kendisini izliyorum. Ceketini çıkartmış, yanındaki şoföründe. Adam sanki kahvehaneye giriyor.  Özellikle dikkat ediyorum. Kimseye ne selam veriyor ne sabah. Yazık.

Herkes birine güveniyor, halk ise Erdoğan’a
Eski de olsa bir milletvekili olarak bize yapılan bu hareketler kim bilir vatandaşa nasıl yapılıyor? Nasıl yapılırsa yapılsın Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a olumsuz bir şekilde yansıyor. Bu önemli pozisyonlara gelen değerli arkadaşlarımız bu şekilde davranarak Sayın Cumhurbaşkanımıza, devletimize, AK Parti hükümetine düşmanlar kazandırıyorlar. Sayın Cumhurbaşkanımızın tebdili kıyafetlerle devletin her kurumuna, belediyelere, AK Parti teşkilatlarına ve hatta yarı özel yarı kamu kurumlarına,  müfettişler göndermesini özellikle rica ediyorum. Üstelik bu işin vebali de var. Buraya getirilen bazı zatlar, artık üstlerini veya milletvekillerini takmıyorlar maalesef. Bunun en büyük nedeni nepotizm. Bu durum çok zararlı. Hatta bazen taşerondaki bir işçi bile şefini takmayabiliyor. Çünkü onu oraya getirene güveniyor.
Başlıkta da dediğim gibi bütün bunlar sonunda AK Parti kaybederken Cumhurbaşkanımızın düşmanları kazanıyorlar. Bizden söylemes

28 Ekim 2019 Pazartesi

Düşmanlarla diplomasi Rifat Sait

Düşmanlarla diplomasi
Rifat Sait
AK Parti 24.Dönem İzmir milletvekili
BASAM (Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanı




Önce Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile Sırbistan’a ardından İçişleri Bakanımız Sayın Süleyman Soylu ile Balkanların en küçük ülkesi Karadağ’a resmi ziyaretlerde bulunduk. Her iki gezi de bizler için son derece yararlı oldu. Davetlerinden dolayı Sayın Cumhurbaşkanımıza ve Sayın İçişleri bakanımıza ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Balkanlarda Müslümanlık, Türklük demektir
Tevafuk olsa gerek hem Sırbistan hem de Karadağ, Balkanlarda Boşnak ve Arnavut toplumuna karşı savaşmış ve eziyetler etmiş Ortodoks Slav ülkeleriydi. Bu Slav devletlerin Boşnak ve Arnavut milletleriyle savaşının nedeni onların Müslüman ve Osmanlı (Türk) olmalarıydı. Zaten Balkanlarda Türk demek Müslüman demektir. Rahmetli dedem aslen Arnavut olmasına rağmen nesiniz diye sorulduğunda “Elhamdülillah Türk’üz” diye cevap verdiğini söylerdi. Aynı şekilde Ortodoks Yunanistan da Batı Trakya’daki Türklere Türk azınlık yerine Müslüman azınlık ifadesini kullanır.

Balkanlarda oluşan Bloklar
Türkiye’nin son dönemde dış siyasette Ana Ortodoks Slav ülkesi olan Ruslarla yakınlaşması, Balkanlardaki diğer Slav ülkelerini bize yakınlaştırırken, Amerika’ya yakın olan Müslüman Arnavutları kısmen uzaklaştırdı. Hatta bazı Boşnaklar da buna tepki gösterdiler. Bu yüzden Balkanlarda ABD ve Rusya yanlısı iki blok oluştu. Tabi bu arada Avrupa Birliğinin de arkasında giden üye ülkeler var. Rusya, Balkanlarda Osmanlının (Türklerin) kadim düşmanı olmuştur. Ruslarla pek çok defa savaş meydanlarında karşı karşıya gelmişliğimiz vardır. Yine aynı şekilde Ortodoks Slav Sırplar, Bulgarlar ve Karadağlılarla ve de yine Ortodoks ama Slav olmayan Yunanlılarla pek çok defa savaştık. Yani düşmanlık ettik.
 
Bize gelen sorular
Tüm bunların dışında Balkanlarda birçok ülke ve millet var ki hepsinde keskin milliyetçilik mevcuttur. Her bir Balkan ülkesinin diğer komşusu ile tarihten bir veya birkaç sarı kartı vardır. Bugün bile bu kartlar zaman zaman açılır ve durumlar gerginleşir. Bizi yazılarımızla takip eden bazı Boşnak ve Arnavut kökenli arkadaşlar,  Sırbistan ve Karadağ seyahatlerimizden dolayı bizi kınadılar. Bize “Nasıl düşman ülkelere gidersiniz? Nasıl onlarla aynı masaya oturuşunuz” gibi sorular sormaya başladılar. Sosyal medyada cevap vermeye çalışsam da her birine yeteri kadar cevap veremedim. Bu yüzden bu yazıyı yazdım.

Dış siyasette düşmanlık veya kardeşlik değil ulusal çıkarlar vardır
Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, Mehmet Hanifi Aydın dahil, gülümseyen insanlar, yazıHer kesin bilmesi gereken birkaç konu var. Dış siyasette düşmanlık veya kardeşlik değil ulusal çıkarlar vardır. Ülkemizin ve dostlarımızın milli çıkarları en önemli konudur. Bunun için Düşmanla bile aynı masaya oturup diplomasi yaparsın. Ancak geçmişi asla unutmazsın. Yapılan düşmanlık ve zulümler derin dondurucuya konur ve dondurulur. Ama asla unutulmaz. Eğer onlar açmazsa ülke çıkarları nispetinde biz de derin dondurucuyu açmayız.
Ruslar ve Sırplar stratejik öneme sahipler
Diğer yandan, Dünya dış siyasetinde Ruslar ve Balkanlarda ise Sırplar çok stratejik ülkelerdir. Asla ihmal edilemezler. Ülke çıkarları doğrultusunda bunlarla diplomasi yapmak gerekli ve faydalıdır. Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Mustafa Kemal Atatürk de Kurtuluş savaşında İngiliz ve Fransızlara karşı o dönemin adıyla Sovyetler Birliği ile stratejik işbirliği yaparak güçlü bir pozisyon almıştır. Günümüzde de Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, ABD ve Avrupa Birliğine karşı Rusya kozunu çok iyi kullanmaktadır. Ancak yine unutmamak gerekir ki biz ABD veya Rusya ile ne dostuz ne düşman. Keza yine Sırbistan veya Karadağ ile de. Bugün Türkiye’nin çıkarları neyi gerektiriyorsa diplomasi de ona göre şekillenir. Ama yarını Allah bilir. O yüzden kimse duygusal ve aşırı milliyetçi hislerle hareket etmemelidir.

14 Ekim 2019 Pazartesi

Rifat Sait: Anneleri Diyarbakır Anneleri ve asker Anneleri için Türkiye’ye geliyor





  11 Temmuz 1995 tarihinde Bosna-Hersek’in Srebrenica şehrinde Sırplar tarafından Müslüman Boşnaklara yapılan katliamda 8372 Boşnak bir günde şehit edilmişti. Bu katliam insanlık tarihinin en kara sayfalarından biri olmuştu.  İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'da yapılan en büyük katliamın en önemli mağdurları o gün şehit edilen 8372 Boşnak’ın Anneleridir. Bu Anneler, daha sonra “Srebrenica Anneleri “ diye adlandırılan Derneği kurdular. İşte bu savaş mağduru Anneler,  terörist PKK örgütü tarafından çocukları zorla dağa kaçırılan ve eylem yapan Diyarbakır Annelerine ve kahraman Mehmetçik Annelerine destek ve moral için Türkiye’ye geliyorlar.
Bu konuda bir açıklama yapan 24.Dönem İzmir milletvekili ve Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi (BASAM) Başkanı Rifat Sait: “ Bosna-Hersek’ten gelecek olan “ Srebrenica Anneleri” Derneği’nin 94 üyesinin tüm Dünya’ya çok önemli mesajlar vereceğini belirterek, onların Türkiye’ye yapacakları bu önemli ziyaret Diyarbakır Annelerine ve Asker Annelerine büyük moral olacak” dedi.
Sait şöyle devam etti:
“Bosna-Hersek’ten Srebrenica şehitlerinin Anneleri Türkiye’ye geliyor. Srebrenica Anneleri, uluslararası camiada çok tanınan önemli bir STK’dır. Srebrenica Annelerini temsilen 94 Boşnak Anne, 12 Ekim Cumartesi günü Bosna-Hersek’ten yola çıktılar. İki otobüs dolusu Boşnak Anne kısmetse 13 Ekim Pazar akşamı (Bu akşam)  İzmir’de olacaklar ve onlarla birlikte
BASIN AÇIKLAMASI
14 Ekim Pazartesi günü sabah 11.00’da İzmir Saat kulesi önünde basın açıklaması yapacağız. 
Srebrenica Annelerini Kısmetse 14 Ekim Pazartesi saat 12.00 gibi İzmir’den Diyarbakır’a uğurlayacağız. Srebrenica Anneleri Allah kısmet ederse 16-17 Ekim tarihlerinde Diyarbakır’da eylem yapan Diyarbakır Annelerinin yanında olacaklar ve Diyarbakır Annelerine moral ve destek verecekler. Srebrenica Anneleri daha sonra Ankara’ya dönecekler ve 18-19 Ekim tarihlerinde Ankara’da bazı kurum ve kişilere ziyarette bulunacaklar. Daha sonra Bosna-Hersek’e dönecekler.
Srebrenica Anneleri, içlerinde Bosna Hersek’ten 17 STK temsilcisi, 5 Akademisyen olmak üzere toplam 94 kişi olacaklar.  Türkiye gelişleri kapsamında Türkiye’deki Suriye Mülteci kampını ve Şehit Aileleri Derneğini ziyaretleri de planladıkları biliniyor. Toplamda yaklaşık karayolu ile 4500 Km yol kat edecek olan 94 Boşnak Annenin 21 Ekim gibi Bosna-Hersek’e dönmesi bekleniyor. Srebrenica Annelerine Türkiye’de İzmir Boşnaklar Derneği ve BASAM ev sahipliği yapacak. Gezi boyunca İzmir Boşnaklar Derneğinden iki kişi misafirlere refakat edecekler.“


Rifat Sait
24.Dönem İzmir milletvekili
Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi (BASAM) Başkanı
Tel.5303033535